ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2011

İŞVİÇRE'DE ORDUYA GEREK VARMI?

İŞVİÇRE'DE ORDUYA GEREK VARMI?

EvcioğluHaber- BBC Türkçe de verilen habere göre; 7,5 milyon nüfusu olan İsviçre'nin 180 bin kişilik bir ordusu var.
İsviçre aynı zamanda tarafsız bir ülke...

Ancak; İsviçre'li her erkek yasalar gereği askerlik yapmak zorunda... Bu, 19 yaşındayken 5 ay ve 30 yaşına kadar da her yıl birkaç haftalık zorunlu askerlik hizmetini kapsıyor.

Şimdi muhalifler, "İsviçre'nin gerçekten de zorunlu askerliğe ihtiyacı var mı?" diye soruyor.

Bu kış 8.000 erkek askere alındı.. 100 yıldır hiç savaşa girmemiş bir ülkenin bir orduya neden ihtiyaç duyduğu anlaşılır değildir..
Ordunun ülke ekonomisine maliyeti; 4.5 milyon dolar olunca, her vatandaş ordunun gerekliliğini sorgulamaya itiyor.. Ülkenin bu kadar parayı başta gençlerde görülen işsizlik olmak üzere, diğer sosyaly sorunların çözümüne harcıyacak projeler geliştirmek yerine, ihtiyaç yokken askeri eğitime harcamaya ihtiyaç varmı?

Ülkenin sosyal harcamalara bu paralarını harcamması gerekmektedir..

Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre ise; zorunlu askerliği destekleyenlerin oranı; % 45 gerilediğini göstermektedir..

Gerçekten orduya ihtiyaç varmı?

Muhaliflerin imza kampanyasına başladığını ve zorunlu askerliğe ihtiyacın olmadığını belirterek kaldırılmasını istiyorlar..
Ordu da görev yapan askerlerinde bu işi bir kişisel eğitim olarak algıladıklarının gözledi..


EvcioğluHaber-18.01.2011- Pazartesi

11 Nisan 2010

Yandaşların bilinçaltındaki Aleviler

Yandaşların bilinçaltındaki Aleviler


resim
Zaman gazetesinin, yüksek yargının “ideolojik”
kararlar almasını, yüksek yargı organları kadrolarının Tunceli, Sivas, Erzincan illerinden seçilmesine bağlamasına, Alevilerden sert tepki geldi. Alevi örgütü temsilcileri, iddianın tersine Aleviliğin bürokraside yükselmenin önünde engel olduğunu belirttiler.
Başta Fethullahçı Zaman gazetesi olmak üzere AKP’ye yakın medya organları laiklik konusunda hassas olan Alevilere duydukları nefreti kontrol etmekte zorlanıyorlar.
Son olarak Zaman gazetesi Yargıtay üyeliği yapmış Cevdet İlhan Günay’ın gazeteye verdiği röportajda yer alan “Hâkim arkadaşlarımız derler ki, bir yere gelebilmek için TSE damgalı olmak lazım” sözlerini başlığa taşımıştı.

Günay, “TSE” kısaltmasına, Tunceli, Sivas, Erzincan illerini sayarak açıklık getirmişti. Yüksek yargıda Alevi kadrolaşması olduğunu ifade eden bu iddia, Ekrem Dumanlı tarafından Zaman’daki köşesinde işlenince, Alevi örgütleri temsilcileri yazılanlara sert tepki gösterdi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, soL’a yaptığı değerlendirmede, “Yüksek yargıda ya da devlette çalışan bir kişinin Alevi ya da Sünni, Kürt ya da Türk olduğunu iddia etme aşamaları aşılıp hangi vilayetten olduğu aşamasına gelindiyse vay halimize. Bunu düşünmek, bunu merak etmek, bunu yazmak ya da söylemek kadar ilkel ve tehlikeli bir düşünce olamaz. Bu ülkenin insanlarını ayrıştırmak, bölmek, sınıflara ayırmak kategorize etmek ayrımcılığın, bölücülüğün, yadsımanın, ötekileştirmenin ta kendisidir. Bugünün Türkiyesi’nde demokratikleşme açılımlarından bahsedilirken bu tür betimlemelerde bulunmak büyük bir handikaptır” diye konuştu.

Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş ise, Askeriye, bürokrasi ve yargıda Alevi olmak, Tuncelili olmak genel olarak yükselmenin önünde engeldir. Bu söylediğim Kürt olmak için de geçerli” sözleriyle Zaman’da yer alan iddialara yanıt verdi.

“Vali atamalarında Aleviler atanmayınca konu etmezler”
Yüksek yargı içinde de Türkiye’deki inanç zenginliği ve etnik zenginlik vardır diyen Fevzi Gümüş, “Türkiye nasılsa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da onun bir yansımasıdır” dedi. Ancak Gümüş, “İslamcıların, sağcıların, Fethullahçıların HSYK konusunda bu tür yorumlar yaparak sanki bu yerler Alevilerin görev yaptıkları yerlermiş gibi göstermeye çalıştıklarını” söyledi. Aleviliğin devlet kademelerinde yükselmek için genel bir engel olduğunu da vurgulayan Gümüş, yüksek yargının Alevileri mutlu etmeyen pek çok tasarrufu olduğuna da dikkat çekti.

Gümüş, yüksek yargıyla kavga eden AKP yanlısı medyanın Alevileri gündeme getirmesini, AKP’nin yürüttüğü kampanyanın bir parçası olarak değerlendirdi. “Aleviler üzerinde psikolojik operasyon yürütüldüğünü” belirten Gümüş şöyle konuştu: “Türkiye’de 80 valinin bir ya da ikisi Alevidir. Valilerle ilgili olumsuzluklarda İslamcılar susarlar. Vali atamalarında Alevilerin atanmamasını konu etmezler. HSYK söz konusu olunca ise akıllarına Aleviler geliyor.”

“Alevileri Ankara’ya yakıştıramıyorlar”
Ali Balkız ise
“Aleviler aşağılanıyor, yadsınıyor. ‘Nasıl olur da şu dünün Alevileri, dünün köylü Alevileri bugünün başkentlerinde böyle bir makamda olabilir? Bu kabullenebileceğimiz bir şey değildir’ demek istiyorlar. Kendilerini üstün görme, dominant görme anlayışının ve zihniyetinin dışavurumudur bu” diyerek tepkisini gösterdi.

“Yüzde yüz kendilerinden olmadığını bildikleri kişileri kadroları, devlet kadrolarından uzaklaştırıp, yerine kendi yandaşlarını getirme gayretindeler” diyen Balkız, Binali Yıldırım’ın seçim bölgesinde olan Erzincan’daki AKP kadrolaşmasına da dikkat çekti.

Balkız, “Binali Yıldırım’ın seçin bölgesi olan ve Sünnilerin ve Alevilerin bir arada yaşadığı Erzincan’da Telekom’da bin kişi işe alındı. Bunların içerisinde kaç Alevi var acaba?” diye sordu.

soL’un AKP döneminde bu şekilde insanların Alevi kimliklerinin gündeme getirilmesinde bir artış olup olmadığı yönündeki sorusunu da yanıtlayan Balkız şunları söyledi: “AKP’nin yaptığı tam da budur. Bu sözlerin söylenebileceği ortamı yarattılar. Kendileri de bu tür nitelendirmelerde bulunuyorlar. Kendi Sünni, ırkçı, muhafazakar özlemlerini Aleviler, Kürtler, Romanlar, Ermeniler açısından hayata geçiriyorlar. Demokratikleşme, laikleşme, insanların heveslenebileceği bir demokratik ortam yaratma söylemi üzerinden ayrımcılık yapıyorlar.

Kimi liberal, sol kesimler de ne yazık ki buradan bir olumlu sonuç bekliyor, bunu destekliyorlar ve bu söylemin yarattığı ortamda sarhoş geziyorlar. Gerçeği ne zaman fark edecekleri bilinmez ama AKP kendi gerçekliğini yaşıyor.”

Tuncelili Mahir’i hakim yapmadılar
Alevileri daha önce 28 Şubatçılarla bugün ise Ergenekoncularla ilişkilendiren AKP yanlısı medya, bu tür karalama kampanyalarıyla birden fazla kuş vurma niyetinde.

Fethullahçı Zaman gazetesi AKP’nin Alevi açılımı yaptığı bugünlerde bir yandan laiklik konusuna hassas olan ve AKP’ye yanaşmayı kabul etmeyen Aleviler üzerinde baskı kurmaya çalışırken, öte yandan yüksek yargının “ideolojik” davrandığı savını desteklemek için kadrolaşma iddiasını gündeme getiriyor.

Yargıyı İslamcılaştırmanın ve Fethullahçılar gibi cemaatçi kadrolarla doldurmanın yollarını arayan AKP hükümetinin, yeni atamalarda kendisinden olmayana geçit vermediği biliniyor.

Son olarak ‘Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı Sınavı’nın yazılı aşamasında başarılı olduğu mülakat sınavlarında elenen Mahir Demir, Tuncelili olduğu ve adı Mahir olduğu için atanmadığını söylemiş, Demir’in bu sözleri basında yer bulmuştu.

Sözlü sınavların iptal edilmesi için açtığı davayı kazanan Demir’e üç sözlü sınav hakkı tanınırken, Bakanlık üç sözlü sınavı aynı gün ve 10’ar dakika arayla yapmış ve Demir sözlü sınavlarda yine elenmişti.

Öte yandan fişlendiğinden şüphelenerek Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde İçişleri Bakanlığı’na başvuran Demir’e, Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek imzası taşıyan gizli ibareli yazıda “Şahıs ile ilgili öğrencilik döneminde örgütsel eylemlere iştirak ettiği yönünde duyumlar alınmış, ancak alınan duyumlar teyit edilmemiş ve başka bir arşiv kaydına rastlanmamıştır” denildi.

Şu anda sadece yüksek yargıda değil, bürokrasinin üst düzey kadrolarında fişlemeler atamalarda esas alınıyor. Öte yandan pek çok kuruma atamalar tarikat, cemaat kontenjanlarından yapılıyor.

Yandaşlardan Alevi düşmanlığı örnekleri
AKP yanlısı medyanın Alevi açılımı süresince yineledikleri Aleviliğe “inançlara saygı” çerçevesi içerisinde yaklaştıkları iddiası, Aleviler hükümete muhalefet ettiklerinde çöküyor.

Alevi mitingi bilinçaltındaki düşmanlığın en açık biçimde dile getirildiği gündemlerden biri olmuştu. Zaman gazetesi Ankara’da düzenlenen büyük Alevi mitingi öncesi günlerce ortaya provokasyon iddiaları yayınlamıştı. Mitingin büyük bir coşkuyla gerçekleşmesi üzerine Zaman, sağduyulu Alevi vatandaşların oyuna gelmediğini söyledi, ancak “çeşitli ideolojilerin bu inanç içindeki etkisini de” vurgulamadan edemedi.

Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz ise, konuyu ‘içeriden’ bildiğini iddia ettiği emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel’in yüksek yargıda bazı kararların ‘mezhepsel’ kaygılarla alındığı iddialarını köşesine taşımış ve “hangi mezhep” diye sorarak Aleviliğe işaret etmişti.

Balyoz soruşturmasıyla gündeme gelen ve son olarak hakkında tutuklama emri çıkarılan emekli general Çetin Doğan için de Alevi olduğu iddiası dile getirilmişti. Balyoz’un ilk kez gündeme geldiği günlerde Çetin Doğan’ı karalamak isteyen AKP medyası, ‘Aleviliği’ bir karalama aracı olarak kullanmış ve tepki görmüştü. Yandaş medya, Alevi olduğunu öne sürdükleri Doğan’ın ‘darbe planlamasının’ nedenlerinden birinin mezhebi olduğunu ima etmişti.

Alevi düşmanlığının son örneklerinden biri, Erzincan’da ‘irticayla mücadele eylem planının’ uygulamaya konduğu iddiası gündeme geldiğinde sergilenmişti. Erzincan iddianamesinde 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in Alevi köylerine yardım yapması, suç kastının delili olarak gösterildi.

(soL-Haber Merkezi)

07.04.2010

http://www.pirsultan.net/haber

18 Ocak 2010

İngilizler darbeyi Evren’den değil Vecihi Akın Paşa’dan bekliyordu

İngilizler için Türkiye’de darbe ihtimali konusunda dönüm noktası 7 TİP’li öğrencinin katledilmesi oldu.

JAN DEVLETOĞLU / VATAN-17.01.2010 Pazar


Abdullah Çatlı’nın bu eylemi sonrasında İngiliz Dışişleri’nden Ankara’daki elçiliğe talimat yağmaya başladı. İlk gelen raporlar Kenan Evren’i değil, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Vecihi Akın’ı işaret ediyordu

Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren olayların en önemlilerinden biri 7 TİP’li gencin Abdullah Çatlı tarafından 9 Ekim 1978’de katledilmesiydi.
Bu olayın ardından Türkiye’nin adım adım darbeye gittiğini düşünen İngilizler istihbarat faaliyetlerine hız verdi. İngiliz Dışişleri’nin İşçi Partili Bakanı David Owen, Türkiye hakkında uluslararası kamuoyunda artan darbe söylentileri üzerine 17 Ekim 1978 tarihinde İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Türkiye’deki “darbe olasılığının” araştırılarak bir rapor hazırlanması talimatını verdi. Beklenen raporun askeri ayağı Türkiye’de görev yapan bir İngiliz general tarafından hazırlandı.

Akın ‘gevşek’ darbe yapamaz

Türkiye’de görev yapan İngiliz General Bishop’tan (Mesaj gizli olduğu için sadece soyadı kullanılıyor) Kraliyet Hava Kuvvetleri Filo Komutanı Binbaşı Shepherd’a İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na iletilmesi istemiyle yazılan mesajda İngiliz ordusunun Türkiye’de olası bir darbeyle ilgili şu izlenimler aktarıldı:

Türkiye’de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Vecihi Akın liderliğinde bir darbe söylentisi dolaşıyor. Ben kendisiyle görüştüm ama bu tür bir izlenim alamadım. Orgeneral Vecihi Akın 62 yaşında ve darbe lideri olamayacak kadar gevşek biri. Ancak muhafazakâr görüşlerine sıkı sıkıya bağlı. Yemekte General Fraser’e Türkiye’nin Osmanlı prensiplerine geri dönmesi gerektiğini düşündüğünü ima eden muğlak bazı görüşler ima etti. Darbe olursa yönetim kadrosunda iyi bir figür olarak yer alabilir.

“Harbiyeliler rahatsız!”

Bu olaydan birkaç gün sonra Elçilikte verilen davette Deniz Harp Okulu’nda eğitim görevlisi olduğunu öğrendiğim biri yanıma gelip, “Harbiyeliler rahatsız” dedi. Genç Harp Okulu öğrencilerinin siyasetçilerin iç ve dış meseleleri çözmekte yetersiz kaldıklarını düşündüğünü söyledi. Evren’in Ecevit’in adamı olduğunu ve TSK’ya liderlik etmekte yetersiz kaldığını söyledi. Yine de ordunun Ecevit’in yerini almak isteyeceğini düşünmüyorum.

Amerikan ambargosu (Kıbrıs operasyonu nedeniyle Amerika’nın Türkiye’ye uyguladığı ambargo) mümkün olduğu kadar çabuk kalkar ve askeri teçhizatta gözle görülür bir düzelme olursa askerin morali düzelecek ve hükümet karşıtı görüşler azalacak. İhtiyaçları büyük ve çok pahalı. Ancak bol miktarda yedek parça sağlanırsa askerler en azından elindeki modası geçmiş silahların kullanılabileceğini hissedecek. Ambargo nedeniyle dondurulan parçalar ellerine ulaşmaya başladığı için kısa sürede olumlu rapor gönderebileceğimi umut etmekteyim.

Subay listesi gönderildi

Bu rapora ek olarak size Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir-komuta zinciri listesini, subayların görevleri ve bağlı oldukları bölgelerle ilgili detaylı bilgi gönderiyorum. Bazı son değişiklikler konusunda açık bir şekilde ulaşabileceğimiz bilgi mevcut olmadığı için raporumda yer almıyor. Bu konuda bilgi temin eder etmez size göndereceğim.

İNGİLİZLERİ KORKUTAN OLAY

9 Ekim’de TİP’li gençlerin katledilmesi olayı İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nı harekete geçirdi.

12 EYLÜL’ÜN AYAK SESLERİ...

İNGİLİZ Devlet Arşivleri 1838 yılında kuruldu. Arşivler Britanya’nın bilinen 1000 yıllık tarihiyle ilgili belgeleri içeriyor. Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Arşiv devletin çeşitli kurumlarına ilişkin yaklaşık 11 milyon resmi belgeyi muhafaza ediyor. Her yıl 30 yılını doldurduktan sonra gizliliği kaldırılan belgelerle genişliyor. Magna Karta’dan, ilk haritalara, tarihe damgasını vuran savaşlara varıncaya kadar sonsuz bir tarihi zenginlik barındırıyor. Halen 270 milyon belgeye elektronik olarak dünyanın dört bir yanından ulaşmak mümkün. Bu yıl gizliliği kaldırılan Dışişleri 1979 yılı Türkiye Masası arşivlerinde Türkiye’nin “darbenin ayak sesi yılları” olarak bilinen dönemine ait yaklaşık 2 bine yakın belge var.

Araştırma sırasında sokak cinayetleriyle ilgili gözlem ve yorumu içeren 14 Mart raporu dikkatimi çekti. Yılın ilk yarısında öldürülenlerin sayısının 205 ulaştığını belirterek “Bu cinayetler ya kişisel husumetten ya da siyasi nedenlerle işleniyor. Rahatsızlık yaratan şey gazetelerde sansasyonel ve kanlı fotoğraflar yayınlanmadığı sürece halk artık olayları Türk siyasi hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak görmesi....” diyor.

Bu yorumlar bana bir İngiliz gazeteci arkadaşımın Türkiye’den döndükten sonra söylediklerini hatırlattı. “Sizin dizileri izledim. Hepsinde siyah arabalı, siyah takım elbiseli, açık yaka beyaz gömlekli, tabancalı adamlar sürekli birilerini vuruyor. Çoluk çocuk herkes gece yarılarına kadar TV başında heyecanla bu cinayetleri izliyor. Sanal yaşantı sanki gerçek yaşamınızın bir parçası olmuş. İnsanlar dizi karakterlerini öylesine benimsemiş ki gerçek hayattaki normal insanlar çoğu kişiye sanal gelmeye başlamış.”

İngiliz arşivlerinde Türkiye’nin darbeye doğru koşar adımlarla nasıl gittiğini anlatan gizli belgeler 28 Şubat 1980’e gelmeden sona eriyor. Aynen TV dizileri gibi olayın en heyecanlı yerinde kesiliyor. Bizim dizilerden farklı olarak gelecek hafta değil 1 yıl sonra 30 yılı dolduran devlet arşivleri üzerindeki yayın yasağı kalktığı zaman devam edecek. Yani 2010 yılına kadar malesef bunlarla yetinmek zorundayız...

Önemli not: 2 bine yakın dokümanı tek başıma incelememe imkan yoktu. Bu süreçte bana Uğur Koçbaş yönetimindeki Vatan Dış Haberler Servisi yardımcı oldu.

Katkıda bulunanlar: Uğur Koçbaş, Eren Çelik, İsmail Şahin, Özer Özbayraktar, Damla Tanla ve Yiğit Kaytmaz.

Evren için“Ecevit’in adamı” diyorlardı

İNGİLİZ arşivlerindeki belgeleri incelerken dikkatimizi çeken en önemli detay hemen hemen kaleme alınan tüm raporda ve mesajda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in, Bülent Ecevit’in “adamı” olarak nitelendirilmesi oldu. Kenan Evren için yazılan tüm yorumlarda Başbakan Ecevit’in politikalarına uygun bir strateji izlediği, iki liderin arasında su sızmadığı, hatta ordu içinde de bu durumun rahatsızlık yarattığı vurgusu yapılıyor. İngilizler’e yapılan “Harbiyeliler rahatsız” uyarısının arkasında da bunun yattığı belirtiliyor.

Akın 1983’te vekil seçilip parlamentoya girmişti

VECİHİ Akın, Aydın 1916 doğumlu. Kara Harp Okulu’ndan sonra Kara Harp Akademisini bitiren Vecihi Akın, 15 Ağustos 1975 - 16 Ağustos 1976 tarihleri arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinde bulundu. Akın, Genelkurmay İkinci Başkanlığı, İkinci Ordu Komutanlığı ve NATO Güneydoğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanlığı da yaptı. Akın’ın ismi İzmir’de bir kışlaya verildi. Akın, emekli olduktan sonra, 1983’te Turgut Özal’ın karşısında seçimlere giren ve büyük hayal kırıklığı yaşayan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. 6 Kasım seçimlerinde yine aynı partinin Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. MDP, 12 Eylül darbesinden sonra emekli orgeneral Turgut Sunalp ve 40 arkadaşı tarafından kurulmuştu. Akın, Sunalp’le hareket eden isimlerden birisiydi.

3 İHTİMALLİ DARBE

İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na sunulmak üzere 1978 sonunda hazırlanan Türkiye’de darbe olasılıkları raporunda Türk ordusunun emir-komuta zincirine bağlı olduğu belirtilerek “Darbe olursa tepeden olur” sonucuna varıldı. Ancak Ecevit’in güçlü olduğu vurgulandı

“Demirel güç kazanırsa Türk ordusu emir komuta zincirinde darbe yapabilir”

6 AralIk 1978 tarihinde Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı’nın talimatı üzerine Türkiye’de darbe olasılıklarını konu alan ve 3 farklı senaryoyu değerlendiren bir rapor hazırladı.

Ordudaki düşük rütbeli subaylar tarafından gelecek bir askeri darbe: Tahminimizce Türkeş ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yanlısı sağcı bir grup tarafından gerçekleştirilebilir. Türk ordusunda emir komuta zinciri sağlam olduğu için düşük ihtimalli. Düşük rütbeli subaylar üslerinin haberi olmadan darbe yapma planlarını gerçekleştiremezler. Türkiye’nin şu anki koşullarında bu tür bir darbe oldukça düşük bir ihtimal olarak görülüyor.

Tepeden gerçekleşecek, emir-komuta zinciri dahilinde bir darbe: Darbe olursa bu şekilde olabilir. Ancak bunun hayata geçmesi Ecevit ya da sonraki Başbakan’ın bütün gücünü kaybetmesiyle mümkün olabilir. Başbakanın ülke güvenliğini ve ekonomik dengeyi kaybetmesi, Ecevit’in güç kaybedip Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel’in tekrar güç kazanması durumunda gerçekleşmesi olası darbeyi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepedeki generalleri tarafından ve emir komuta zincirinde gerçekleşecektirecek. Başbakan Bülent Ecevit yönetimi şu an sağlam ve güçlü görünüyor, ordu da yönetimi şu an ele almaya hevesli değil, o yüzden böyle bir ihtimal düşük.

Amerikan elçisi de ülkede şu aralar askeri darbe girişimi olacağını tahmin etmiyor

Ordudaki sol tandanslı subaylar tarafından gerçekleştirilecek bir darbe: Elbette bu darbelere alternatif sol kanatın başlatabileceği bir darbe ihtimaller dahilinde. Fakat böyle bir darbenin Türkiye’de gerçekleşme olasılığı çok düşük.

TSK 1960’larda ve 70’lerin başlarında edindiği tecrübelerde askeri kesimin ülkeyi yönetip idare etmenin ne kadar zor olduğunu anladı. Şöyle söylemek gerekirse Türk halkı, kendi liderine geleneksel olarak bağlı ve modern toplumların politik ve teknokratik destekler olmadan yaşayamayacağının farkında olan bir silahlı orduya sahip olduğu için çok şanslı.

Özetlemek gerekirse darbe olasılığı düşük gözüküyor. Fakat sonuç itibarıyla iç güvenlikte bir sorun yaşanma olasılığı yok ve Ecevit Bey dış ilişkilerde elde ettiği başarının bir benzerini ekonomi alanında da sağlayabilirse askerle mücadeleye girmez.

Beklenmeyen şeyler olabilir

Bu mektubu gören büyükelçi “küreye bakmak asla kolay değildir ve beklenmeyenler gerçekleşebilir” dedi. Büyükelçi ve onun Avrupa Ekonomi Topluluğu’ndaki iş arkadaşları Bülent Ecevit’in yakın gelecekte gücünü koruyacağını düşünüyor. Amerikalılar da bu görüşü paylaşıyor. Kendisiyle temasta olduğumuz Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi de ülkede şu aralar askeri bir darbe girişimi olacağını düşünmüyor.

YARIN:

* İngiltere Adalet Partisi’nin başına Demirel yerine kimin geçmesini istiyordu?

* İngiliz elçiliği kim için “Yeniden iktidara gelirse Türkiye faşizme gider” dedi?

* Maraş olayları sonrası İran elçiliğinden gelen mesajda neler yazıyordu?

http://haber.gazetevatan.com/

13 Ocak 2010

İsrail’in yeni utanç duvarı

İsrail’in yeni utanç duvarı

12/01/2010


İsrail, Filistinlilerin yaşadığı Batı Şeria’dan gelebilecek saldırıları önlemek amacıyla başladığı duvar inşaatına, Mısır sınırını da ekleyeceğini duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, yasadışı göçleri engellemek için Mısır’la aralarındaki sınıra duvar örülmesini öngören planı onayladı.

İsrail, Filistinlilerin yaşadığı Batı Şeria’dan gelebilecek saldırıları önlemek amacıyla başladığı duvar inşaatına, Mısır sınırını da ekleyeceğini duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, yasadışı göçleri engellemek için Mısır’la aralarındaki sınıra duvar örülmesini öngören planı onayladı. Netanyahu, “Güney sınırımızdan yasadışı göçmenlerin ve teröristlerin girmesini engellemek için bu kararı aldım. Bu, İsrail’in Yahudi ve demokratik karakterini korumak için alınan stratejik bir karardır” diye konuştu.
İki ülke arasındaki 266 kilometrelik sınırdan her hafta en az 100-200 arasında kişinin geçtiği, her iki ülkenin de bu duruma engel olamadığı belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl mayıs ayından beri Mısırlı güvenlik birimlerinin 17 kişiyi öldürdüğü, çok sayıda kişiyi de yaraladığı ifade ediliyor. İsrail’e geçmeye çalışanların başında Afrikalı göçmenler geliyor.
Afrika’nın tüm çıkış kapılarını kullanarak başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelere kaçmaya çalışan Afrikalılar, Mısır’ın çok fazla denetlenemeyen çöllerle kaplı sınırlarından rahatlıkla geçerek İsrail sınırına gelebiliyor.
Özellikle de Sina Yarımadası’nda bulunan Mısır-İsrail sınırının her iki tarafında yaşayan Bedeviler, bu geçişlere büyük paralar karşılığı lojistik destek sağlıyor. Geçmiş yıllarda İsrail hükümetinin aldığı kararlar doğrultusunda ülkeyi terk etmek zorunda kalan Türkiyeli işçiler de bir şekilde geri dönebilmek için Mısır’dan yasal olmayan geçişleri kullanmaya çalışmış, bu durum Mısır hükümetinin Türklere birtakım sıkıntılar çıkarmasına sebep olmuştu.
MISIR: BEN BİLMEM İSRAİL BİLİR
270 milyon dolara mal olması beklenen duvarın bir kısmı Gazze sınırına, bir kısmı ise güneydeki Eilat’a yakın inşa edilecek. İsrail, inşa edilecek duvarların gelişmiş gözetleme cihazlarıyla donatılacağını belirtiyor.
Mısır, konunun İsrail’in içişlerini ilgilendirdiğini belirtti. Mısır güvenlik yetkilileri, İsrail’in duvar örme planından haberleri olmadığını, duvarın İsrail topraklarında inşa edilmesi halinde bir itirazları olmayacağını söylediler. Mısır, daha önce hem Gazze’ye tünellerden giren maddeleri ve hem de İsrail’e yönelik kaçak girişini engelleyebilmek için 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması’nın maddelerinde birtakım esnekliklere gidilmesi gerektiğini söylüyor.
Bu anlaşmaya göre Mısır, Sina Yarımadası’nda hafif silahlarla donanmış sınırlı sayıda güvenlik birimi bulundurabiliyor ve iki ülke sınırına da en fazla 750 asker konuşlandırabiliyor.
İLK DUVAR DEĞİL
İsrail’e yönelik gerçekleştirilen intihar saldırılarının artması üzerine, İsrail 2004 yılından itibaren Batı Şeria’yı duvarlarla kapatmaya başlamıştı. 703 km olması beklenen duvarların 2010 yılında bitirilmesi planlanmıştı.
Ancak bu duvarların halen yüzde 33’üne yakın kısmının inşasına başlanmadığı belirtiliyor. 8 metre yüksekliğindeki duvarların üzeri dikenli tellerle kapatılırken, pek çok yerde de gözetleme sistemleri bulunuyor. Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler, çoğu kez bir Filistin kentinden diğerine geçebilmek için saatler süren denetimlerden sonra İsrail askerlerinin gözetimi altında özel kapıları kullanmak zorunda kalıyor.
İsrail’in benzer duvarları, kuzeydeki Suriye ve Lübnan sınırları ile doğudaki Ürdün sınırında da bulunuyor.
Mısır da Gazze’den gelebilecek muhtemel tehlikeleri önlemek ve tünelleri engellemek için geçtiğimiz ay Gazze sınırına çelik duvar örmeye başlamıştı. Konuyla ilgili olarak Ezher’den de fetva alan Mısır yönetimi, her ülkenin kendi güvenliğini sağlayabilmek için her türlü adımı atabileceğini belirtiyor.
Durumu protesto eden Filistinliler ise Mısır’ın, İsrail vatandaşlarının vizesiz olarak Sina Yarımadası’ndaki tatil bölgelerini kullanmasına izin verdiğini, kendilerini ise duvarların arkasına hapsettiğini belirtiyor.
Mısır ve İsrail arasındaki anlaşmalara göre İsrail vatandaşları, Taba’daki sınır kapısından girerek Mısır’ın dünyaca ünlü tatil bölgelerinde konaklayabiliyor. (DIŞ HABERLER)

İSRAİL UÇAĞINA LÜBNAN ATEŞİ

Lübnan ordusu, ülkenin güneyinde alçak uçuş yapan İsrail savaş uçaklarına uçaksavarlarla ateş açtı.
Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın güneydeki Hasbaya kasabasında bulunan muhabirine dayanarak verdiği habere göre İsrail’e ait 4 savaş uçağının alçak uçuş yapması üzerine, Lübnan ordu birlikleri, uçakların hava sahasını terk etmesi için saat 10.18 civarında uçaksavar ateşi açtı.
İsrail uçaklarının, Şebaa çiftlikleri bölgesi başta olmak üzere İsrail sınırı yakınlarındaki Lübnan toprakları üzerinde uçuş yaptığı belirtildi. İsrail uçakları, Birleşmiş Milletler kararlarını dikkat almayarak, sürekli Lübnan hava sahasını ihlal eden devriye uçuşları yapıyor. Lübnan ordusu da zaman zaman bu uçuşlara uçaksavar ateşiyle karşılık veriyor.

*http://www.evrensel.net *

2 Ocak 2010

Bush’un gölge ordusu katliamdan aklandı

Bush’un gölge ordusu katliamdan aklandı
01.01.2010 Cuma

Mahkemeye verdikleri ifadede, teşkilatı Tapınak Şövalyeleri'ne benzetmişlerdi

ABD’nin Irak işgalinde en çok tartışılan konulardan biri olan ve Bush’tan aldığı sınırsız yetki ile Irak’ta at koşturan özel güvenlik şirketi Blackwater, 17 sivilin katledilmesi davasında delil yetersizliğiyle aklandı.

ABD’nin Irak’ta güvenlik operasyonlarında kullandığı ve ülkede büyük işkence ve katliam olaylarına katıldığı iddia edilen, hatta “Bush’un gölge ordusu” olarak anılan Blackwater, Amerikan yargısı tarafından aklandı. ABD’de görülen davada,16 Eylül 2007’de Bağdat’ta 17 sivilin ölümüyle sonuçlanan olay incelendi. Irak hükümeti ölenlerinin tümünün masum siviller olduğunu, Blackwater’ın 5 askeri tarafından üzerlerine kurşun yağdırıldığını iddia etti.

Ancak Amerikan mahkemesi davanın düşürülmesine karar verdi.
Yargıç Ricardo Urbina, davanın Amerikan Adalet Bakanlığı’nın elinde olmaması gereken kanıtları kullanması nedeniyle düşürüldüğünü açıkladı. Yargıç, Bakanlığın bu tutumuyla sanıkların anayasal haklarını ihlal ettiğini söyledi. Söz konusu kanıtların güvenlik görevlilerinin Dışişleri Bakanlığı yetkililerine aleyhlerinde kullanılmayacağı sözüyle yaptıkları açıklamalar olduğu belirtiliyor. Irak hükümeti, sanıkların Irak’ta yargılanmasını talep ediyordu. Amerikan Adalet Bakanlığı mahkemenin kararından hayal kırıklığı duyduklarını açıkladı. Avukatları, müvekkillerinin alınan karardan çok memnun olduklarını açıkladı. Evan Liberty’nin avukatı, “Bu karar hukuk sistemimize inancımızı sağlamlaştırdı” dedi.


Tapınak Şövalyeleri gibi

Güvenlikleri gerekçesiyle isimleri açıklanmayan Blackwater’ın iki eski çalışanı 3 Ağustos’ta mahkemeye verdikleri ifadede şu iddiaları ortaya atmıştı:

- Şirketin kurucusu Erik Prince kendisini Müslümanları öldürmekle ve İslam’ı yeryüzünden silmekle görevlendirilmiş Haçlı gibi görüyordu.

- Iraklılar’a işkence yapıldığını gösteren videolar, dokümanlar ve e-postalar soruşturma açılmasının ardından hemen yok edildi.

- Prince, Irak’a sadece kendisi gibi Hıristiyanlığın tüm dinlerin üzerinde olduğunu düşünen insanların gitmesine izin verirdi.

- Blackwater çalışanları Tapınak Şövalyeleri’nin özel ve gizli selamlaşma ve haberleşme yöntemlerini kullanarak birbirlerini tanırlardı.

http://haber.gazetevatan.com