İSRAİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSRAİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2010

Filistin ve Türk solu biraraya geldi


Filistin ve Türk solu biraraya geldi

T24 - "Filistin için İsrail’e Karşı Boykot Girişimi'nin 5-6 Haziran tarihlerinde İstanbul Muammer Karaca Tiyatrosu’nda düzenlenen sempozyumda Filistin ve Türkiye solu bir araya geldi.
Filistin sorununun ve boykot hareketinin tartışıldığı sempozyumun ilk gününde Filistinli ve Avrupalı konukların da katılımıyla kitlesel bir yürüyüş de düzenlendi.
Sendika.tv’nin canlı yayınladığı sempozyum internet kanalıyla 10 ülkeden binlerce izleyiciye ulaştı.



Sempozyumda Filistin halkıyla gerçek bir dayanışmanın İsrail’le ekonomik, askeri ve diplomatik ilişkilerin kesildiği bir uluslararası baskı ile mümkün olduğunun ve boykot kampanyasının da temel hedefinin bu olduğunun altı çizildi.

İsrail - Türkiye ekonomik, askeri ve siyasi ilişkilerinin AKP döneminde tırmanışa geçtiği ayrıntılı araştırma ve analizlerle ortaya konurken, iktidarın ikiyüzlü söyleminin teşhirinin de gerekli olduğu ve solun ve emek hareketinin boykot kampanyası etrafında bir araya gelmesinin bu açıdan kritik önem taşıdığı vurgulandı.

İki günlük sempozyum oturumları ve kurumlar arası görüşmelerin ardından, sempozyumda ortaya konan somut hedefler doğrultusunda Filistin’le dayanışma ve boykot hareketinin örgütlenmesi yolunda pratik öneriler sunuldu ve kararlar alındı.


'Deniz'in yoldaşları'yla Leyla Halid'in yoldaşları buluştu

Sempozyum BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner Gören ve Filistin Ulusal Boykot Komitesi’nden Muhammad Jaradat’ın konuşmalarıyla başladı.

FHKC, Filistin Ulusal Boykot Komitesi ile İngiltere ve Fransa Boykot hareketlerinden temsilcilerinin Türkiye sol ve emek hareketinden katılımcılarla buluştuğu sempozyumda 6 ayrı oturum gerçekleşti.

Oturumlarda konuşmacı olarak şu isimler yer aldı: FHKC politbürodan Abu Ahmad Fuad,
BNC’den Muhmmad Jaradat, İ
srail Ürünlerini Boykot Yanlısı Yahudiler hareketinden Mike Cushman,
Fransa BDS Hareketinden Sara Caunes, akademisyenler;
Tolga Tören,
Erhan Keleşoğlu,
Günlük gazetesi yazarı Hüseyin Aykol,
Ziraat Mühendisleri Odası’ndan Ahmet Atalık ve belgesel sinemacı Necati Sönmez.


Bu oturumlarda “Filistin Halkının Temel Hakları ve BDS Kampanyasının Hedefleri”, “Siyonizm ve Apartheid”, “Filistin-Türkiye-İsrail; Devletler ve Halklar Arası İlişkiler”, “Türkiye İsrail Ekonomik İlişkileri ve Su, Tarım, Enerji Alanında Görülen Yeni Gelişmeler”, “Akademik ve Kültürel Boykot”, “Filistinle Yeni Bir Dayanışma Stratejisi Olarak Boykot-BDS Hareketlerinden Deneyimler” tartışıldı.


Sansür ve abluka internetle aşıldı


Sempozyumda iletişim olanaklarından da geniş ölçüde yararlanıldı. Sempozyuma gelmek için havaalanına hareket etmesine saatler kala, İsrail polisi tarafından engellenen 48 Arapları hareketinden Muhammed Kanaane sempozyuma bir video mesajla katıldı. Egemen medyadan belirgin bir sansür gören sempozyum, Sendika.TV tarafından canlı yayınlandı. Sendika.TV’nin canlı yayını ile sempozyumu 10 ülkeden 2 binin üzerinden izleyici takip etti.


Taksim’de FHKC sloganları


Sempozyumun ilk gününde oturumların ardından İstiklal Caddesi’nde hemen hemen bütün sol örgütlerin katıldığı kitlesel bir yürüyüş düzenlendi. İsrail saldırganlığının ve AKP ikiyüzlülüğünün protesto edildiği yürüyüşte Filistin halkının kurtuluş mücadelesi selamlandı.

“İsrail’le tüm ikili ilişkiler kesilsin / Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi” pankartının arkasında Filistin ve eyleme destek veren örgütlerinin bayraklarının taşındığı yürüyüşte “Filistin'e özgürlük İsrail'e boykot”, “Katil İsrail Filistin'den defol”, “Katil İsrail işbirlikçi AKP”, “Elçi defolsun ilişkiler kesilsin”, “One Minute değil İsrail’e Boykot”, “Yaşasın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi”, “Her yer Filistin hepimiz Filistinliyiz” sloganları atıldı.

Yürüyüşün ardından Taksim’de Boykot Girişimi adına bir basın açıklaması yapıldı ve İsrail’le tüm ikili ilişkilerin derhal kesilmesi istendi.
FHKC’den Abu Ahmad Fuad ve İsrail Ürünlerini Boykot Yanlısı Yahudiler hareketinden Mike Cushman da kitleye hitap ederek Türkiye solunun bu dayanışmasını selamladı ve İsrail’e Boykot çağrılarını yineledi.


Eyleme şu örgütler katıldı:
Alınteri,
Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu,
Demokratik Haklar Federasyonu,
Ekim Gençliği,
Emek ve Özgürlük Cephesi,
Emekçi Hareket Partisi,
Eşitlik ve Demokrasi Partisi,
EMEP,
Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği,
Halk Cephesi,
Halkevleri,
İşçi Cephesi,
Kaldıraç,
Öğrenci Kolektifleri,
Özgürlük ve Dayanışma Partisi,
Partizan,
Sosyalist Dayanışma Platformu,
Sosyalist Demokrasi Partisi,
Sosyalist Gelecek Parti Hareketi,
Sosyalist Parti,
Sosyalist Umut,
Toplumsal Özgürlük Platformu,
Türkiye Gerçeği,
Türkiye Komünist Partisi,
Ürün Sosyalist Dergi,
Yeşil ve Sol.



Altın Koza sempozyuma taşındı

Adana Büyükşehir Belediyesi'nin son gelişmeleri bahane ederek ipal ettiği Altın Koza Film Festivali de sempozyuma taşındı. Filistin'le dayanışma temalı film ve etkinliklerin yer aldığı festivali iptal eden zihniyeti protesto eden Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), sempozyum kapanışında festival kapsamındaki "Kapılar Bazen Açılıyor" adlı belgeseli gösterdi.
SİYAD'dan Alin Taşçıyan'ın sunumunun ardından gösterilen film, İsrail'in Filistinlileri birbirilerinden, evlerinden, işyerlerinden, yaşam kaynaklarından uzak tutan kontrol noktalarını konu alıyor.

http://www.t24.com.tr/

8 Haziran 2010

İsrail-Türkiye denkleminde Fethullah Gülen


oralcalislar@gmail.com

İsrail-Türkiye denkleminde
Fethullah Gülen

08/06/2010

Fethullah Hoca, Mavi Marmara gemisinin İsrail’den izin alınmadan oraya gitmesini savunanları doğru bulmadığını dile getiriyor. Şu ana kadar yeni bir açıklama yapma gereğini duymadığına göre, Fethullah Gülen, İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) yaptıklarını onaylamıyor; olaya eleştirel yaklaşıyor.
İHH Başkanı Bülent Yıldırım, Gülen’in açıklamasına katılmadığını ifade etti: “Doğrusu üzüldüm, inşallah bu haber yanlıştır, ben başsağlığında bulunmasını bekliyordum. Kendisine saygı duyuyoruz. Eleştirilerinden zannediyorum bir ara yüz yüze gelirsek derdimizi anlattığımızda vazgeçecektir. Açıklamayı keşke bizimle görüşerek yapsaydı.”
***
Fethullah Hoca, dikkatli bir insandır.
Söylediği sözün nereye gideceğini, nasıl sonuçlar doğuracağını iyi bilir. Hoca’nın sözleri; Türkiye’deki İslami kesim içindeki farklı bir sesi, farklı bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Fethullah Gülen, son dönemde tırmanan İsrail-Türkiye gerginliğini doğru görmüyor. Bunun bölgedeki gelişmelere zarar vereceğine inanıyor. Dediklerini hükümete ‘gerilimi daha fazla tırmandırma’ şeklinde yapılmış bir uyarı olarak da okumak elbette mümkün.
Gülen’in bu hamlesini yalnızca Türkiye bağlamında düşünmek yüzeysel olur. Gülen hareketi küresel bir hareket. Dünyanın dört bir yanında okulları, işadamları bulunuyor. Buna bağlı olarak yaygın siyasi ilişkilerinden de söz edebiliriz.
Gülen hareketi belli ki Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu kadar sertleşmesini kendi küresel ilişkileri açısından da yararlı görmüyor.
***
Bu noktadan sonra içeriye dönüp hükümet-Gülen hareketi ilişkisine yeniden bakabiliriz: Ergenekon davasında, Anayasa değişikliği noktasında, yani sonuç olarak içerideki değişim siyasetleri konusunda şu ana kadar ciddi bir sorun ortaya çıkmış değil.
Gülen hareketinin yayın organları ve o çevreye yakın yazarlar, Ergenekon yargılaması sürecine ve atılan demokratikleşme adımlarına desteklerini sürdürüyorlar.
Deniz Baykal’ın istifa ederken, kaset olayını kastederek kullandığı ‘Gülen hareketi bu işin içinde yok’ anlamına gelecek sözlerini de belki bir yere kaydedebiliriz.
***
Fethullah Gülen uzun yıllardır ABD’de oturuyor. Bu söylediklerine Türkiye-ABD ilişkileri noktasından bakarsak şunları söyleyebiliriz:
Zenginleştirilmiş uranyumun İran’dan Türkiye’ye nakli ve depolanması için geliştirilen Türkiye-Brezilya ortak hareketi, ABD yönetimi tarafından hoş karşılanmadı. Bu üç ülke arasındaki anlaşma ABD tarafından kabul görmedi.
Yine Türkiye-İsrail ilişkilerinde tırmanan gerginliğin de ABD tarafından hoş karşılanmadığını biliyoruz. İhtimal ki bunlar Fethullah Hoca tarafından da istenmeyen gelişmeler olarak görülüyor. Bunların Türkiye-ABD ilişkilerini bozması olasılığı Hoca’yı endişelendiriyor olabilir.
***
Bu tablolara bakan bazı çevrelerden sık sık, ‘ABD yönetimi AK Parti iktidarından ‘kurtulmak’ istiyor’ yorumları geliyor.

Son dış politika gelişmelerini ‘AK Parti’nin suyu ısınıyor’ şeklinde yorumlayanların, niyetlerini tahlile dönüştürdüklerine tanık oluyoruz.
Türkiye’deki siyaset denklemini ve iç siyasi gelişmeleri öncelikli olarak ‘içerisi’ belirliyor. Siyasi denklemin nasıl oluşacağı, asıl olarak seçmenin tercihleriyle şekilleniyor.
Dış etkenler, bugünün siyasi ortamında seçmen tercihlerinde belirleyici görünmüyor.
Kaldı ki, ‘Türkiye’deki iktidarları ABD belirler’ şeklindeki ‘teslimiyetçi’, ‘edilgen’ saptamaların, ‘ulusalcı retorik’le nasıl uyumlaştırıldığını doğal olarak merak ediyorum.
Türkiye-İsrail, Türkiye-ABD ilişkileri geçmişten farklı bir rotada seyrediyor. Türkiye’nin, bölgede yeni bir siyasi aktör olarak ortaya çıkması bu ilişkilerin yerinden oynamasının asıl nedeni.
Mavi Marmara baskını bu gerginlikte bir üst aşamayı ifade ediyor. Bu noktadan sonra tırmanışın nasıl yönetileceği önem kazanıyor.
Görüldüğü kadarıyla Fethullah Gülen, bu noktada eski deyimle ‘usulet ve suhulet’, yani sükûnet öneriyor.


http://www.radikal.com.tr/

Ses verin!


NURAY MERT

Ses verin!

08/06/2010

Son durum tahlilleri ve Ortadoğu analizlerinden önce, bir Türkiye vatandaşı olarak en temel hakkımı kullanmak, en doğal talebimi ifade etmek istiyorum.

Kimse benim adıma ‘savaş’ veya ‘gaza’ ilan etmesin!


Gördüğüm kadarıyla, düne kadar, askerlik hizmeti konusunda ‘vicdani ret’cileri destekleyenler bile, son günlerde ortalığı kaplamış olan, savaş diline yeterince ses çıkarmıyor. Çıkaramıyor da denebilir, zira, sonunda olan oldu, düşünce özgürlüğü ‘İsrail destekçiliği’ yaftasının tehdidi altına girdi.
Demokratik bir ülkede, kimse ne geleneksel Türk dış politikasının çizgisini, ne resmi dış politikaları onaylamak durumunda değil. Dış politika konularında da, insani, vicdani telakkilerimizi ifade etmek konusunda özgür olmalıyız. Ben bu özgürlüğü kullanmanın ötesinde, demokratik çerçevede örgütlemek adına, epey çaba sarf etmiş biriyim. Irak işgaline karşı, Küresel Barış Koalisyonu’na yıllarca destek verdim. Bölgede yeni işgal ve savaş tehditlerine karşı, ‘Doğu Konferansı’ adı altında elimizden geleni yapmaya çalıştık. Ne ‘Suriye ajan’lığımız kaldı, ne ‘Hizbullahçı’, ‘İrancı’ suçlaması, hepsine maruz kaldık.
Oysa, o zaman söylediklerimiz netti; ABD dış politikası peşinde gitmek adına oluşan, yeni işgal ve savaş tehditlerine karşı çıkmak! Aramızda kimse, düşünceleri adına, savaş dili kullanmıyor, ‘gaza’ya gider gibi yola çıkmıyordu, çıkamazdı! Zira, mesele sadece ‘barışçı’ olmamız değil, başkaları adına kimseye savaş ilan etme hakkımız olmamasıydı.
Oysa son olayda, Gazze’ye giden yardım filosuna katılanların bir kısmının ‘şehit’ olmayı göze almış olduğunu öğreniyoruz! Bu, en başta, diğer aktivistler adına ‘risk’ almak gibi son derece sorumsuz ve hakkaniyetsiz bir durumdur.
Dahası, Türkiye’de yaşayan hepimizi bir savaş halinin içine çekmek sorumluluğu da söz konusudur. İsrail’in iyice haydut devlet haline gelmesi ve bunun sonucu yaşanan vahşet bu durumu göz ardı etmeyi gerektirmez.


Bu gerekçeye sığınanlar, düpedüz çarpıtma yapıyor.
Biz, Doğu Konferansı günlerinde, bırakın Türkiye’de yaşayan herkesi, sadece kendimiz adına konuşmak ve davranmak konusunda ve bu çerçevede muhalefet ettiğimiz hükümeti bile zor duruma sokmamak için aşırı özen göstermiştik. İktidar partisi mensubu olanlar başta olmak üzere, bu çabamızın pek çok şahidi var.
Filistin sorunu bugün çıkmış veya Gazze olayı ile başlamış değildir. 60 yılı aşkın çok acı bir tarihi vardır. Buna karşın, Türkiye’nin aniden kendini bu meselenin içinde bulması izaha muhtaç bir durumdur. Bu izah, ‘insani yardım’ olamaz!

Lübnan’da sadece dört yıl önce yaşanan İsrail saldırısı sonunda çıkan savaşa karşı çıkmayı, ‘Hizbullah’ı ve dolaylı yoldan İran’ı desteklemek olarak gören/gösterenlerin, son olayları sorgulayanları İsrail yanlılığı ile suçlamaları, ‘kan dava’larından söz etmeleri de izaha muhtaç bir durumdur.

Şimdilik özetle şunu söyleyeyim;, bu işler ciddi işler! Bu konuda yeterince kafa yormayıp, emek harcamadan, mevcut atmosferi körüklemek, en hafif deyimle, vebali çok büyük, çok ciddi bir sorumsuzluk!

Gazze’de, Irak’da, Afganistan’da olanlara karşı çıkmak, ses vermek, her şey bir yana, sıradan insan olmanın gereği! Yıllardır, insan olmanın gereğini yapmayanları eleştiriyorum! Ama kimse de, birdenbire Gazze adına ortaya çıkıp, gaza veya savaş körükleme hakkına sahip değil. İktidarın, bu konuda her türlü sorgulamayı ‘Tel Aviv ağzıyla konuşmak’ diye, sindirmek suretiyle bu macerayı bize kader diye dayatması da tam bir felaket olur!
ABD, İsrail’e baskı yapma konusundaki başarısızlığı ardından, işi bize yıkmaya çalışıyor gözüküyor. Anlaşılan, gaza gelip kendini ateşe atmaya hevesli de çok insan var. İşe bir de iç siyasi hesaplar girince durum daha da vahimleşiyor. Lütfen herkes kendine gelsin, göz göre göre, bir alamete binip, kıyamete gitmenin bedeli çok ağır olur.

Türkiye’de yaşayıp, bu gidişten rahatsız olan herkese sesleniyorum; ses verin, kimse bizim adımıza sonu belli olmayan maceralara girişmeyi düşünmesin, bunun üzerinden hesap yapmasın!


http://www.radikal.com.tr/

3 Haziran 2010

Devlet terörü uygulayan korsanlar


http://www.haberaktuel.com/images/news/38603.jpg

Devlet terörü uygulayan korsanlar

****************************************

Uluslararası alanda, açık denizde yapılmış bu korsanlığa karşı yapılması gereken, tüm dünyanın birleşerek İsrail'e karşı takınacağı ortak tutumdur.

Çağlar Ezikoğlu: Ankara SBF-Y.Lisans Öğrencisi

02/06/2010-Radikal

*******************************************
Kurulduğu andan beri uluslar arası hukuk alanında hukuk ve insanlık dışı birçok olaya imza atmış olan İsrail Devleti, Gazze’ye yardım malzemesi taşıyan Türk bandıralı bir gemiye yönelik saldırısıyla yeni bir katliama daha imzasını atmış oldu. Bu yaşanan katliamı incelediğimizde İsrail devletinin uluslar arası hukuk ilkelerine aykırı ve insanlık dışı bir muamele ile hareket ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Daha önce bu gemilerin geçişine izin vermeyeceğini söyleyen İsrailli yöneticiler, gemilerin karasularını geçemeyecekleri konusunda net bir tavır sergilediler. Fakat yapılan saldırının, bırakın İsrail’in 12 millik karasularını, yaklaşık 70 millik alanda açık deniz sahasında gerçekleştiğini görüyoruz.
1982 yılında imzalanan Deniz Hukuku Sözleşmesinde, açık sularda yani devletlerin egemenliği altında bulunmayan deniz sahalarında, askeri olmayan gemilere yönelik kıyı devletlerinin herhangi bir müdahalede bulunması yasaklanmıştır.
Bunun istisnası olarak da, korsanlık ya da kaçakçılık yapan veya terörizm ile ilgili bulunan gemiler gösterilmiştir. Bunlar dışında açık deniz sahasında devletlerin sivil gemilere yapmış oldukları her müdahale açıkça hukuksuzdur.


Türkiye’de gerekli gümrük mevzuatlarına uygun olarak yola çıkmış olan bu gemide silah bulunduğu iddiası da inandırıcı değildir. İsrailli yöneticilerin, meşru müdafaa yaptıklarına ilişkin savunmaları da gerçek dışıdır. Çünkü çeşitli kamera kayıtlarından da rahatlıkla görülebileceği gibi, gemide bulunan sivillerin beyaz bayrak sallamalarına karşı İsrailli komandolar silahla karşılık vermiştir. Savaş hukukuna ilişkin en temel sözleşme olan Cenevre sözleşmesine göre; çatışma/çarpışma ihtimali olan iki taraftan biri beyaz bayrak gösterirse o taraf silahlarını bırakmış, teslim olmaya ve/veya anlaşmaya hazır olduğunu simgeler. Bunun ihlali ise açıkça sözleşmeye aykırılık oluşturacaktır.
İsrail ise bırakın savaş durumunu, sivil bir geminin açmış olduğu beyaz bayrağa karşı baskın düzenleyip silahlı saldırıda bulunmuştur. Ayrıca yardım filosundaki diğer gemilere karşı sadece kuşatma uygulanırken, Türk gemisine yönelik indirme ve baskın harekatının söz konusu olması, İsrail’in gerçek amacının ve niyetinin ne olduğunu da bize göstermektedir. İyiniyetli olduklarını iddia eden İsrail devletinin, bu baskında yaralanan insanları götürürken onlara kelepçe takması da, ne kadar kötü niyetli olduklarını gösteriyor.


Tabi ki bu olayın göz göre göre yaşanmasında başta hükümet ve bu olayı organize edenlerin de ciddi ihmalleri söz konusudur. 1 yaşındaki çocuğu ya da yaşlıları, bu olayların çıkması gibi bir risk söz konusuyken gemiye bindirmenin akla mantığa uygun bir hareket olduğunu söylememiz oldukça güç. Bu gerilim sürekli artarken Brezilya’da maymunları seven Başbakan ve heyetinin, bu gerilimi çözmeye yönelik fazla girişimde bulunmaması da ayrı bir eleştiri konusudur. Bu eleştiriler muhakkak haklı ve irdelenmesi gereken noktalardır. Ama bütün bu yanlışlıklar olsa bile bunlar, İsrail’in yapmış olduğu hukuksuz ve insanlık dışı bir muameleyi haklı çıkaramayacaktır. Üstelik bu hareket sadece Türk milletine değil, gemideki birçok millete ve tüm dünyaya yapılmış bir harekettir. Uluslar arası alanda, açık denizde yapılmış bu korsanlığa karşı yapılması gereken ise, tüm dünyanın birleşerek İsrail’e karşı takınacağı ortak tutumdur.
Türkiye’nin burada yapması gereken ise, ülke içinde anti semitizme yol açacak infiallere karşı dikkatli olmak ve bu olayı bir iç politika malzemesi haline getirmemek ama aynı zamanda uluslararası alanda İsrail’e karşı ciddi yaptırımlar uygulamaktır.


Çağlar Ezikoğlu: Ankara SBF-Y.Lisans Öğrencisi
Radikal

2 Haziran 2010

İSRAİL'İN HİTLER'DEN NE FARKI VAR



İSRAİL'İN HİTLER'DEN NE FARKI VAR

****************************************

Hitler'in Yahudilere karşı uyguladığı soykırım, insanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Ne var ki İsrail'in bugün Filistinliler'e karşı uyguladığı politika ve o anlardan yakalanan kareler, Hitler'in uygulamalarıyla şaşırtıcı benzerlikler gösteriyor.


İşte biri Hitler, diğeri İsrail politikalarının benzer kareleri:

31.06.2010

*******************************************

İSRAİL ZİNDANLARINDA 7 YIL YATTI





İSRAİL ZİNDANLARINDA 7 YIL YATTI

****************************************

İsrail’in Gazze’ye giden yardım konvoyuna yaptığı saldırı ve tutuklanan gönüllüler, İsrail’in onlarca yıldır uyguladığı politikayı tekrar tartışmaya açtı.





01.06.2010

İsrail’in Gazze’ye giden yardım konvoyuna yaptığı saldırı ve tutuklanan gönüllüler, İsrail’in onlarca yıldır uyguladığı politikayı tekrar tartışmaya açtı.

Odatv, bundan 38 yıl önce yaşanan bir olayı hatırlatıyor.

O yıllarda; Türkiye’den ve dünyadan birçok genç Filistin’in İsrail’e karşı bağımsızlık savaşına destek vermek için Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) katılıyordu.

Gazeteci / Yazar Faik Bulut, 1972 yılında Lübnan'daki Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) desteğe giden ve orada İsrail saldırıları sonucu yaralı yakalanıp, İsrail hapishanelerinde yedi yıl geçiren bir isim.

Faik Bulut, yaşadığı saldırıyı ve hapis günlerini Oradaydım Belgeseli’ne anlatmıştı.

İşte Odatv okurları için, bugüne ışık tutan o belgeselden bir kesit…

Play this video
İSRAİL ZİNDANLARINDA 7 YIL YATTI yayın: 01/06/2010 23:55


O Belgeseli bu adresten izleyebilirsiniz..


http://www.odatv.com

19 Mayıs 2010

Aralarında kocaman bir (uçurum) fark var




Aralarında kocaman bir (uçurum) fark var



Halk, heryerde halk..
Yoksulluk ve sefalet, dünyanın heryerinde aynı..
19.05.2010

Dünya emekçileri, ülkeler arasındaki sınırları siz koymadınız.. Bu nedenlede dünyanın hiçbir yerindeki kaynaklara istediğiniz gibi ulaşamıyorsunuz.. Sınırları çekenler; bu sınırları, siz emekçiler için çektiler.. Sizler birlişmeyesiniz diye..! Açlığa ve yoksulluğa razı olasınız diye.. Yetmedi; birde yapay ayrılıklar ve ülkeler arasında düşmanlıklarda yarattılar.. Ama; bu sınırlar onlar (kapitalisler ) için geçerli değildir. Yerli ve yabancı sermaye şirketlerine yasak yok.. Onlar istediği ülkeye gider ve o ülkenin yeraltı, yerüstü kaynaklarını hemde emekçilerin alın terini sömürerek, hayatları pahasına karın tokluğuna, çorak bir toprak ve yoksulluk bırakarak, çeker başka bir ülkenin zengin kaynaklarına giderler...
Sizlerin açlığı ve yoksulluğu sizleri yönetenlerin ve dünya egemenlerinin çok büyük bir kar hırsından ve sınırsız bir sömürü düzeninin varlığından kaynaklanmaktadır..
Bu düzen değişmedikçede, sizlerin yaşamı değişmeyecektir..
Aşağıda verilen
ülkelerin yoksul ve zenginliklerini karşılaştıran fotoğraf ve ekonomik durumlarını gösteren açıklamadanda anlaşılacağı gibi; en zengin ülkelerde yaşanan açlığın ve yoksulluğun insanların yaşamlarında bıraktığı acı ve sefaletin sonuçlarını görmekteyiz..
Değerlendirme sizlere ait ..
Taktir sizin...!
Bu kader olabilirmi?

Haber: Evcioğlu
*****************


Hong Kong  Gini katsayısı: 43.4   Rolls-Royce kullanan kişilerin çok olması, pahalı konutları ve şık alışveriş merkezleriyle dikkat çeken ülkede, zenginliklerini göstermekten gurur duyan pek çok kişi var. Hong Kong’da en zengin yüzde 10’luk kısmın kazancının toplam gelire oranı 34.9 iken, en fakir yüzde 10’luk kısmın gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.Ülkede sadece Filipinler, Endonezya ve diğer ülkelerden gelen göçmen işçilere asgari ücret ödeniyor. Normal vatandaşlar asgari ücretle çalışmıyor.



Hong Kong

Gini katsayısı: 43.4

Rolls-Royce kullanan kişilerin çok olması, pahalı konutları ve şık alışveriş merkezleriyle dikkat çeken ülkede, zenginliklerini göstermekten gurur duyan pek çok kişi var. Hong Kong’da en zengin yüzde 10’luk kısmın kazancının toplam gelire oranı 34.9 iken, en fakir yüzde 10’luk kısmın gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.Ülkede sadece Filipinler, Endonezya ve diğer ülkelerden gelen göçmen işçilere asgari ücret ödeniyor. Normal vatandaşlar asgari ücretle çalışmıyor.

Singapur  Gini katsayısı: 42.5  Singapur dünyanın en açık ekonomilerinden biri ve Lehman Brothers’ın iflası ülkeyi derinden etkiledi ancak ülke 2009’un başıyla birlikte yeniden canlandı. Singapur’da 2009 yılında ülkenin en zengin yüzde 10’luk kısmı, toplam gelirin 32.8’sini oluştururken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin yüzde 2’sini oluşturuyor.

Singapur

Gini katsayısı: 42.5

Singapur dünyanın en açık ekonomilerinden biri ve Lehman Brothers’ın iflası ülkeyi derinden etkiledi ancak ülke 2009’un başıyla birlikte yeniden canlandı. Singapur’da 2009 yılında ülkenin en zengin yüzde 10’luk kısmı, toplam gelirin 32.8’sini oluştururken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin yüzde 2’sini oluşturuyor.


ABD  Gini katsayısı: 40.8   Büyük Buhran’dan bu yana görülen en büyük ekonomik durgunluktan çıkma savaşı veren ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesimin geliri ülkenin toplam gelirinin 29.9’na denk gelirken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin 1.9’unu oluşturuyor.

ABD

Gini katsayısı: 40.8

Büyük Buhran’dan bu yana görülen en büyük ekonomik durgunluktan çıkma savaşı veren ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesimin geliri ülkenin toplam gelirinin 29.9’na denk gelirken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin 1.9’unu oluşturuyor.


İsrail  Gini katsayısı: 39.2   İsrail’in dünyanın en eşit ülkelerinden biri olduğu günler geride kaldı. İşçi Siyonist partisi liderleri, Yahudi göçmenler için kolektif bir çiftlik kurdu ancak ekonominin zor günler geçirdiği zamanlarda bu toplu çalışma alanları azaldı. Ülkedeki aşırı muhafazakar Yahudi mezhebi Haredilerin sayısının artması ve bu ailelerin erkeklerinin çalışmak yerine Tevrat okumayı tercih etmesi gelir eşitsizliğinin artmasına katkı da bulundu.

İsrail

Gini katsayısı: 39.2

İsrail’in dünyanın en eşit ülkelerinden biri olduğu günler geride kaldı. İşçi Siyonist partisi liderleri, Yahudi göçmenler için kolektif bir çiftlik kurdu ancak ekonominin zor günler geçirdiği zamanlarda bu toplu çalışma alanları azaldı. Ülkedeki aşırı muhafazakar Yahudi mezhebi Haredilerin sayısının artması ve bu ailelerin erkeklerinin çalışmak yerine Tevrat okumayı tercih etmesi gelir eşitsizliğinin artmasına katkı da bulundu.


Yunanistan  Gini katsayısı: 34.3  Avrupa Birliği maliye bakanlarının ülkenin borç krizine girmemesi için kurtarma paketleri üzerine tartıştığı Yunanistan’da en zengin yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 26 iken, en fakir yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.5.

Yunanistan

Gini katsayısı: 34.3

Avrupa Birliği maliye bakanlarının ülkenin borç krizine girmemesi için kurtarma paketleri üzerine tartıştığı Yunanistan’da en zengin yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 26 iken, en fakir yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.5.



http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/