7 Ekim 2010

BUNA ARTIK BİR SON VERİN !

BUNA ARTIK BİR SON VERİN !

Alevilere hakaretin ardı arkası kesilmiyor.. Hemde Televizyon ekranında.. Bu televizyon ise; Star Tv. dir.. Daha öncede Güner Ümit di.. Şimdi M.Ali Erbil denen densiz..

Mehmet Ali Erbil'den "mum söndü" hakareti

BASIN’A ve KAMUOYU’NA

Mehmet Ali Erbil adındaki kişi dün Star Tv’de “Çarkıfelek” programında; Erzincan’daki görevlisi ile canlı yayında, telefon bağlantısı kurmaya çalışırken; bir ara ses kesilince; “Ne yapıyorsunuz siz orada?... Mumsöndü mu yapıyorsunuz?” diye sormuştur.

Bu, “Mumsöndü ” sözünün ne anlama geldiğini; hem biz Aleviler biliriz; hem gerici, şeriatçı yobazlar, hem de Mehmet Ali Erbil.

Gün geçmiyor ki; bu tür karalamalarla karşılaşmayalım. Biz; “Barış, kardeşlik, birbirimizi anlama, dinleme, yakınlaşma” dedikçe; Başbakan’dan başlayarak her düzeyden saygısız, sorumsuz, seviyesiz, sevimsiz kimseler bu tür karalamalarda bulunmaya görsünler.

Biz Aleviler, bu zihniyeti, bu örümcek kafayı iyi tanırız. Her türlü ahlaksızlığı, madrabazlığı, hokkabazlığı, reyting adına meslek edinen bu zavallılar, tarihsel olarak Yezit’ten, Muaviye’den, Nizam-ül Mülk’tan Ebussuud Efendi’den, Yavuz’dan, Hızır Paşa’dan aldıkları mirası, şu modern çağda yineliyor ve büyütüyorlar. Kardeşlik duygularımızı zaafa uğratıyorlar. Kin ve nefret yayıyorlar.

Mehmet Ali Erbil; cahil ise eğer; “Ben cahilim.” desin; “Halt ettim, boyumdan büyük bir laf ettim, suç benim değil, çocukluğumda babam Saadettin bana böyle öğretmişti.” desin. Ya da o ekranı bırakıp Kıbrıs Kumarhanelerine gitsin.

Veya; Star TV bu yobazı taşımasın.

Bu arada herkes Güner Ümit’i hatırlasın.

20 milyon Alevi’yi incitmeye, hakaret etmeye ne kimsenin hakkı vardır, ne de haddi.

Bütün Türkiye halkını, başta Sünni kardeşlerimiz olmak üzere bu saldırıyı göğüslemeye, kınamaya, protesto etmeye çağırıyoruz.

Star tv yönetiminden gereğini yapmasını rica ediyoruz.

Gazetecilik genel ilkeleri doğrultusunda yayın yapabilen üç-beş kanal kalmışken; bir de Star TV bu işlere alet olsun istemiyoruz.

Mehmet Ali Erbil öylesine pişkin ki; dün akşam konuştuğu bir tv kanalında kendisini protesto edenleri “birkaç provokatör” olarak nitelemiştir. Yakışır kendisine, ne de olsa “mum söndürücü”dür.

Saygılarımızla. 07.10.2010


Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı
Ercan GEÇMEZ

Alevi Bektaşi Federasyonu

Genel Başkanı

Ali BALKIZ


http://www.alevifederasyonu.com/

6 Ekim 2010

Petrol felaketi ve Kapitalizmin felaketten bile kar elde etme hırsı..

Petrol felaketi ve Kapitalizmin
felaketten bile kar elde etme hırsı..



EvcioğluHaber- Meksika Körfezi’ndeki yaşanan facia, 20 Nisan'da 2010'da petrol platformunda meydana gelen, 11 kişinin öldüğü patlamanın ardından başlayan sızıntı, son yılların en büyük çevre felaketi olarak tarihe geçti..

Petrolü deniz yüzeyinden arındırma çalışmaları için kullanılan binlerce litre kimyasal madde ise denize verilerek denizdeki biyolojik canlılığı yok etmekle tehlikesiyle karşı karşıya....


İşte çevre felaketi kadar büyük bir felaket olan ise; deterjan üreticilerinin; deniz canlılığını yok eden petrol batağına batmış martı ve kuşların reklamda kullanılması..
Deterjanın gücünü göstermek için, kuşları beyazlattığını iddia eden reklamcılar, etik kurallarıda ihlal etmektedirler..

Aslında bunların hepsi aynı menşeyli..
Petrolü, altını, madeni,ilacı, siğarayı, silahı, nükleer ve termik santralleri kuranlar ve yapanlarda aynı şirketler.. Tek amaçları var o da kar, kar... Başka hiç bir şeyin önemi yok.. Çevre imiş, doğa imiş.. insanmış, hayvanmış.. Bunların bir önemi yok....!

Uluslararası emperyalist şirketler.. İnsanların ölülerinin üzerinden bile para kazanmanın yol ve yşöntemlerini ararlar ve bulurlar..

Petrol patağı içindeki martının ölümüne beyazladığını reklamda gösterilmesi gibi.. ! Utanmadan zavallı hayvanın reklamda kullanılması..! Sizcede ne kadar ahlaki bir durumdur.?

Hem petrol, hem bu kimyasal maddeler, çok sayıda canlı türününün yaşam alanlarını olumsuz yönde etkiliyor..

Denizin ortasındaki, BP ye ait petrol platformunda başlayan ve aylardır engellenemeyen sızıntının ardından petrol denizine dönüşen Meksika Körfezi’nde felaketten en çok etkilenen çevre balıkçıları, yaşamları onların varlığına bağlı olan balıkların ve kuşların petrol batağında ölüyor olmasıdır..

Elbette buradaki sorun; yaşanan felaketi fırsata çevirmeye çalışan reklamcılarda var.

Bir Amerikan petrol şirketi denizde canlıları yok ediyor.. Yine bir Amarikan deterjan markası, petrol sızıntısını reklam kampanyasında kullanıyor.

Petrole bulanmış hayvanların başrolünde oynattığı reklam filminde,(vicdana bakın) deterjanın petrolün kirlettiği kuşları bile tertemiz edip beyezlattığını iddia ediyorlar..

Hayvan haklarının hiçe sayıldığı bir dünyada, insan hakları ne kadar yaşanır/ yaşatılır buyurun hizlerde test edin..!



Macaristan'da Bakır Madeni Felaketi


Macaristan'da Aleminyum
Madeni Felaketi

EvcioğluHaber- TRT'nin haberine göre Macaristan'ın Aja kentindeki Aleminyum madenine ait bir tesiste atık maddelerin tutulduğu göletin iki seti yıkıldığı ve Yüzlerce metreküp kimyasal kızıl çamur çevreye yayıldığı bildirildi...

Aleminyum madenindeki Gölette; binlerce metre küp kimyasal maddenin bulunduğunu ve setin yıkılması ile çevreye yayılarak büyük bir hastalık ve çevre felaketinin yaşanacağının bildirildiği haberde; tuna nehrine ulaşması durumunda Avrupanın ve diğer ülkelerin kimyasal zararlardan etkileneceği bildirildi..





Macaristan’da, bir aliminyum fabrikasında zehirli atıkların tutulduğu göletin bentleri yıkıldı ve yaklaşık bir milyon ton zehirli atık dört köyü bastı.

Kimyasal felakette 4 kişi hayatını kaybederken yüzden fazla kişi de yaralandı. Yetkililer, zehirli maddenin deri ile temasının çok tehlikeli olduğunu duyurdu.

Olayın ardından itfaiye ekipleri temizleme çalışmalarına başladı ve bölgedeki insanlar tahliye edildi.

Green Peace yetkilileri, zehirli atığın hayvanlar ve bitkiler üzerinde ciddi zararlarının olabileceği ve uzun vadede bölgede yıkıcı bir etki yapabileceği uyarısında bulundu.

Yer yer iki buçuk metreyi aşan zehirli atıkların oluşturduğu selin Tuna nehrine doğru yönelmesi ise bu endişeleri artırıyor.

Uzmanlar, zehirli atığın nehir suyuna karışması durumunda bölge akarsularında canlı hayatının tamamen yok olabileceğine dikkati çekti.

Hükümet yetkilileri de olağanüstü hal ilan edilen bölgedeki çalışmaları bizzat takip ediyor.

Kimyasal atığın cuma gününe kadar temizlenememesi durumunda Tuna nehrine ulaşıp Avrupa akarsu sistemine karışacağı belirtildi.




Zonguldak'da Termik Santral Kavgası


Zonguldak'da Termik Santral Kavgası


EvcioğluHaber- Zonguldak'a bağlı Ereğli ilçesinin Kandilli belde'sinde, Termik Santral kurulmasına yönelik yöre halkının bilgilendirmesi toplantısı, vatandaşların ve CHP'li belediye başkanının AKP'li Milletvekiline karşı tepki damgasını vurdu...
Açtıkları
Pankartlarla ve alkışlarla protesto gösterisi yapan vatandaşlar, doğayı tahrip eden ve insanların yaşam alanlarını yok eden Termik Santral kurulmasını istemediklerini söylediler....

EvcioğluHaber-06.10.2010-



Toplantıda konuşan Şehir Plancısı Kamuran Ayyıldız, HEMA yetkilisinin anlattıklarının eksik ve yanlış olduğunu, halkı doğru bilgilendirmediğini belirtti...

Kandilli ve Ereğli belediye başkanları da, yaptığı konuşmülürda; Termik Santral kurulmasına karşı olduklarını belirterek, Termik Santralin yapılması durumunda bölgelerinde çevre katliamı yaşanacağını ve yaşam alanlarının ortadan kalkacağını belirterek. AKP
Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan tepki göstererek tartıştılar...

İlçe ve beldelerinin bu termik santral yapılması planıyla cezalandırıldığını savunan belediye başkanları ve vatandaşlar protestolarını sürdürerek, santralin yapılmasını istemediklerini bir kez daha haykırdılar..

Karadeniz bölgesi Ereğli Muhtarlar Derneği Başkanı Şakir Başol'da konuşmasında; Muhtarlar ve vatandaşlar olarak bölgelerinde yapılması planlanan Termik Santrale kesinlikle karşı olduklarını ve yapılmasına izin vermeyeceklerini ifade etti..
Olaylı geçen toplantı sonucunda, dışarıda ne olup bittiğini anlamayan ve Termik Santralin yapımına karşı çıkan Çevreci Örgütler ise toplantının dağılmasıhdan sonra şaşkınlıklarını gizleyemediler...

Termik Santral bilgilendirme toplantısı amacına ulaşmadan dağıldı..
Bu santrallerin felaket sonuçlarını en iyi bilen ve bedelini gencecik bedenleri kanser illetine kurban veren Karadenizlilerden başkası bilemez.. Gerektiği gibi karşı çıktılar..
Çernobil santralinin çevreye verdiği radyasyon sonucunda Kazım KOYUNCU Kanserden hayatını kayıp etmişti..

POLİSE ÜNİVERSİTE KONTENJANI

m


POLİSE ÜNİVERSİTE KONTENJANI


EvcioğluHaber- Polis, sivil olarak üniversitelerde.. Ne demek bu şimdi.. ? Evet enteresan bir soru..!
Polis, sivil olarak üniversitede..! YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan imzasıyla üniversitelere gönderilen yazıyla, kampüslerde sivil polis için yer tahsis edilmesi istenmektedir.. Daha dün, 12 Eylül 2010 günü yapılan referandumda özgürlüklerin önünü açmak için EVET deyin diyen iktidarın YÖK başkanı Y. Ziya ÖZCAN kararıyla; ÖZGÜR ; ÜNİVERSİTELER ÖZERKLİĞİNİ KAYIP EDİYORLAR...!
Peki toplumsal gelişmeyi sağlayacağına inandığımız ve gençlerimizde özgür iradenin oluşması ve özgürlüklerin toplumsallaşmasını sağlayacağına inandığımız üniversitelerde muhbir polislerin iş başında olmasıylamı sağlanacağını düşünüyorsunuz..?
Evet, verilen ödevleri ezberleyen ve önündeki kitaptan tezler (özet) hazırlayan prf. luk ünvanı ile mi? bilim adamı yetiştirileceğinin habercisidir bu uygulama.. Oysa:; bilim her zaman aynı şeylerin teknanlanması ile elde edilen bir bilim dalı değildir..
Toplumdaki yaşayan ortalama zeka ile yapılan değerlendirilmelerden bir şey çıkarmı sanıyorsunuz...?


Ezbercilerden değil, Farkı yaratanlar ve o özgür cesareti gösterenlerden çıkar, insanlığın önünü açan bilim insanı ve dehalar.....


YÖK tarafından, Üniversitelere sivil polis yerleştirilme kararı, aydınlar ve bilim adamları tarafından büyük tepkiyle karşılandı..

YÖK başkanı tarafından Üniversitelere gönderilen yazıda, kampüslerde kameraların yaygınlaştırılması, öğrencilere yönelik parmak izi tedbirlerinin alınması gibi kararlar bulunuyor.

EvcioğluHaber- 06.10.2010







Öğrenci Sendikası olan GENÇ-SEN tarafından yapılan açıklamadı;

Fiili durum yasal hale getiriliyor

Genç-Sen MYK üyesi Ali Tektaş, YÖK'ün bu uygulamasının yeni olmadığını, varolan uygulamanın yasal hale getirilmeye çalışıldığını belirtti. Tektaş, ETHA muhabirine yaptığı açıklamada "Bu uygulama YÖK'ün otorite mantığının daha da kurumsallaşması demek oluyor" dedi.

Ali Tektaş, polislere nerelerde yer verileceğinin merak konusu olduğunu söyledi, "Öğrenci kulüplerinin, kültür merkezlerinin kapatıldığı üniversitelerde heralde polislere yönetici kadroların odalarını verecekler" diye konuştu.

YÖK bunlarla uğraşacağına...

Ne kadar baskı oluşturulursa mücadeleye o kadar çok asılacaklarını belirten Tektaş, şöyle devam etti: "YÖK Başkanı bu tip işlerle uğraşacağına intihar eden öğrencilerin, harç parası kazanmak için inşaatta çalışıp ölen öğrencilerin sosyo-ekonomik, sosyo-psikolojik durumlarını araştırsın." denilmektedir..


At Kestanesinin faydaları


At Kestanesinin faydaları













Kırışık giderici kreminizi kendiniz yapın.



'At kestanesi' kırışık giderici kremlerde ana etken madde olarak kullnılmaktadır.


Kırışık giderici kreminizi kendiniz yapın. Atkestanesi cilt bakımında mucize gibi etkileriyle tam bir şifa kaynağı olarak görülüyor.

Atkestanesi ile yapılan krem ve yağlar birçok cilt sorununa kesin çözüm getiriyor.
Evde at kestanesi yağı yapmak için,
Yaz aylarında pembe ve beyaz çiçekleriyle yol kenarlarını süsleyen at kestanesi ağaçlarından, sonbaharda yollara iri iri taneler dökülür. Özellikle kadınların daha genç görünmek için ilgi gösterdiği kırışık giderici kremlerde ana etken madde olarak atkestanesi kullanılıyor.

Ciltteki genişlemiş gözenekleri kapatıyor, yüzdeki kırmızı görünen kılcal damarları yok ediyor. Bu özellikler atkestanesinin damar büzücü oluşundan kaynaklanıyor . Günümüzde birçok botox etkisi yapan krem, vücut bakım ürünü ve sıkıştırıcılarda atkestanesi bulunuyor.

Romatizmal ağrılar, kas ağrıları, saç dökülmesi, yüzdeki güneş lekeleri, damar ağrıları ve göğüslerin toparlanmasında son derece etkili olan atkestanesi, hemoroit tedavisinde kullanılır.

Bacaklardaki variste dolaşımı düzenler, ağrıları dindirir, gevşemiş boyun derisini sıkıştırır.

Evde at kestanesi yağı yapmak için;

sonbaharda olgunlaşan tohumlar kabuğundan çıkarılıp rendelenir. Bir kavanozun üçte biri at kestanesi ile doldurulur, geri kalanına saf sızma zeytinyağı konulur ve kızgın güneşte 45 gün bekletilir. Her akşam çalkalanır. Daha sonra süzülür, bir cam şişeye doldurulup serin yerde saklanır. İhtiyaç hissedilen her durumda şikayet edilen tüm vücut bölgelerinde bu yağ rahatlıkla kullanılabilir. Göz çevresi kırışıkları, kılcal damar çatlamaları ve gevşemiş boyun derisinin düzeltilmesi için her akşam yatmadan birkaç damla yağ ile yüze ve boyuna masaj yapmak faydalıdır.

Vücuttaki deri çatlaklarına ve varislere aynı şekilde muntazam olarak kullanıldığı zaman şikayetler ortadan kalkacaktır.


At kestanesinden losyon hazırlamak için ise; 4-5 tane atkestanesini rendeleyin. 2 tane atkestanesi yaprağı ile birlikte 2 su bardağı suyun içinde bir taşım kaynatın. 15-20 dakika demlendirin, soğuduktan sonra süzün. Hazırlanan losyon, ödem yapmış ayak ve bacaklarda, ağrıyan eklemlerde rahatlıkla kullanılabilir.



4 Ekim 2010

AHMET KAYA'YA 1999'DA YAPILAN LİNÇ GİRİŞİMİ VE BUGÜN.!

AHMET KAYA'YA 1999'DA
YAPILAN LİNÇ GİRİŞİMİ VE BUGÜN.!

"Ahmet KAYA, zorunlu yurdışına çıktığın da şöyle demişti; Biz ülkeyi bölmek için değil, birleştirmek için seviyoruz.. Ben üşüyorum..! Sobasızlıktan değil, Vatansızlıktan üşüyorum.." demişti.. Hürriyet gazetesi manşetinde; 'Ş... Ahmet KAYA' diye başlık atmıştı..
Ülkemizde, her gün faili meçhuller, katliamlar yaşanırken, A.Kaya linç edilmekteydi..

EvcioğluHaber- CNN-TURK Tv. de Cüneyt ÖZDEMİR yönetiminde her akşam yayımlan 5N1K canlı yayın proğramında, ülkemizde yaşanan önemli olaylara ışık tutan yayınlar yapılmakta ve olaylar hakkında önemli tanıkları toplumun karşısına çıkartılarak gerçeklerin dillendirilmesini fırsatlar verilmektedir..
Bu gün ise; 11 yıl önce yaşanmış bir linç girişimine ışık tutmak maksadıyla yapılan yayında;
Taraf gazetesi yazar
ı Rasim Ozan Kütahyalı'yı konuk etmişti..
Rasim'in yanında getirdiği ve o güne ışık tutan ham video kayıtlarıda arka fondan veriliyordu.. Hakikaten o görüntüler bu toplumun o günkü cinnet haline yakından bakmak ve geçmişte yaşanmış başkacada galyana getirilen halkın Maraş'lar, Çorum'lar, Sivas'larda yakılan insanların külleri üstünden yinede ucuz atlatıldığını düşünmemek imkansız..

Orada bulunanların o cinnet hali, bu güne kadar katillere 'Türkiye sizinle grur duyuyor' diyenlerle aynı yerde duruyordu.. Hele o saçlarını güzel taramış, şık giyimli kadınlara ne dersiniz.? Provakasyonun başında yer alıyorlardı..
Bunlar anne olacaklar..!
Bunlar bu ülkeye çocuk yetiştirecek ve kardeşçe yaşamdan yana insan olmayı öğretecekler..!
Orada '
atın dışarı şu pezevengi' diye bağıran ve hiç susmadan 'burada erkek yokmu?' diye devam eden o kadının yüzündeki ifadeyi unutamam bir zaman..
Ama, emin olun !

Kadının öyle bir yüz ifade ile görünmesine erkek olduğum halde üzüldüm.. Nasıl bir çocuk yetiştirmiştir kimbilir?..
***
Daha da dikkat çekeni ise; Rasim Kütahyalı'nın Tv. ekranlarından göterdiği O günün Hürriyet gazetesinde manşeti, Ertuğrul Özkök yazdığı çok çirkin yazı, Fatih Altaylı'nın alçakça köşe yazısı, Serdar Ortaç denen provakatörün söyldiği provakatif şarkıya tempo tutup eşlik etmesi... vd....!

Hani çaoğunuz bilirsiniz.. Bir Sarı öküz hikayesi vardır.. Aslanlar öküzlere elçi gönderirler; " sizinle iyi geçinmek istiyoruz, şu sarı öküze çok gicik oluyoruz, onu bize verin, bizde sizinle kavga etmeyelim" derler ve bu istek hiç bitemz devam eder.. Ülkemizin o günkü çalkantılı günleri böyle idi...

Bunun üzerine, internet üzerinden yaptığım araştırmadan çıkan başı önemli yazılar.. Bunları hem sizlerle paylaşmak ve bun önemli konu ile ilgili bir tarihe not düşmek istedim..


EvcioğluHaber-04.10.2010- pazartesi


Rasim Ozan Kütahyalı: Kadir İnanır, Ahmet Kaya'ya 'yuh' çekilirken oradaydı ve...!

Rasim Ozan Kütahyalı Rasim Ozan Kütahyalı: Ahmet Kaya'ya yapılan linç girişiminin hiçbir yerde yayınlanmamış ham bandını defalarca izledim. Ahmet Kaya sahneden inip Kadir İnanır'ın masasına gidip elini tutuyor. Birkaç dakika içinde kıyamet kopuyor. Kadir İnanır resmen orada!

Kadir İnanır'a şok suçlama!

Rasim Ozan Kütahyalı: "Ahmet Kaya'ya 'yuh' çekilirken masasında oturuyor. Şimdi 'Orada değildim' diye sallamasın"

Kadir İnanır geçen hafta yaptığı açıklamada "1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde Ahmet Kaya'ya yapılan saldırıda orada değildim. O sırada salonda yoktum. Benim olduğum yerde arkadaşıma kim yanlış yapabilirdi? 3-5 yavşak zibidinin haddine mi dostuma çatal atmak" demişti.

Gazeteci-televizyoncu Rasim Ozan Kütahyalı, Kanaltürk'teki '2. Sayfa'da Kadir İnanır'la ilgili çarpıcı bir itirafta bulundu.

Rasim Ozan Kütahyalı, Kadir İnanır'ı yalanlayarak şunları söyledi: "Ahmet Kaya'ya yapılan linç girişiminin hiçbir yerde yayınlanmamış ham bandını defalarca izledim. Ahmet Kaya sahneye çıkıyor, ödülünü alıyor, Kürtçe albüm çıkartacağını söylüyor. Salonda gerilim başlıyor. Sonra sahneden inip Kadir İnanır'ın masasına gidip elini tutuyor. Birkaç dakika içinde kıyamet kopuyor. Kadir İnanır resmen orada! Gerginliği görüyor. O anda salonda olmaması imkansız. Ahmet Kaya'ya 'yuh' çekilirken masasında oturuyor. Şimdi 'Orada değildim' diye sallamasın.

"KADİR İNANIR KORKMUŞ"

Resmen korkmuş. Mertçe korktuğunu söylesin. Rambo musun sen? 60 yaşını geçtin. Bu açıklamana herkes kahkahayla gülüyor. 'O günlerde ortam oydu, kahramanlık yapamazdık' diye açıklasa daha samimi olurdu. Eğer kahramanlık yapmak istiyorsa o söz ettiği 3-5 zibididen şimdi hesap sorsun bakalım! Bence Kadir İnanır korkak ya da alçak olma korkusu arasında sıkışıp kaldığı için şimdi böyle açıklamalar yapmak zorunda hissetti kendini.

"ORADA İKİ KAHRAMAN VARDI"

Biz ondan olaylar patlak verirken 'Yapmayın, kendinize gelin arkadaşlar' diye karşı çıkmasını beklerdik. İşte o zaman kendisine 'Kahraman' derdik.
O gün kahramanlık yapan yalnızca 2 kişi vardı. Biri Mehmet Aslantuğ diğeri de Savaş Ay'dı. Ahmet Kaya'nın önünde siper oldular, salonu yatıştırmaya çalıştılar. Bazıları gibi salondan sıvışmadılar."



**********
Sabah gazetesi yazarı Sevilay YÜKSELİR ise; 23.07.2010 tarihli köşe yazısında bakın o günler için ne diyor..

Ellerin kırılsın Mahsun Kırmızıgül!

Ahmet Kaya, Serdar Ortaç olayındaki şok bir ismi açıkladı
Nereden geldik, nasıl geldik bilmiyorum ama bir ara konu Ahmet Kaya‘ya ve lince maruz kaldığı Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği o meşhur geceye geldi.

Başladık tabii sorgulamaya… “Kim ne yaptı? Nasıl tepki gösterdi?” falan diye. Aramızda geceye tek tanıklık eden tek gazeteci Reha Muhtar‘dı. Hatırlarsanız o dönem Show TV Haber’in başındaydı. Reytingleri olay yaratıyordu. Ayrıca o gecede, ödüle layık görülen “En iyilerden” biri de Reha’ydı. Ve maalesef linç girişimini başlatanlar arasında onun da adı geçiyordu. Epeyce dolmuş demek ki bu söylenenlere… Onun için uzun uzun anlatma ihtiyacı hissetti bizlere o gecede yaşananları. Sonra da, “Büyük haksızlık yapıldı bana!” dedi ve “Keşke o kaseti bulsak da izlesek ve siz de benim gerçekten ne yaptığımı görseydiniz!” diye ekledi.

Biz tam, “Tamam… Olur” falan derken Rasim salona gitti ve elinde bir DVD ile geri döndü! Ve “Hadi izleyelim” dedi.

Yok yok adamda! Tam teşekküllü mübarek! Meğer o gecenin ham görüntüleri varmış elinde. Hiçbirimiz itiraz etmedik tabii… Geçtik televizyonun başına. Ve an be an, kare kare başladık hep beraber Ahmet Kaya’ya yapılan o alçakça saldırıların montajsız görüntülerini izlemeye.

Bir yandan izliyoruz bir yandan da şok üzerine şok yaşıyoruz. Tamam bugün gibi aklımda o gecenin görüntüleri ama hiç bu kadar detaylı olanı izlememiştim.

Bir anda haysiyet celladı kesilen Serdar Ortaç’ın “Bu devirde kimse hükümdar değil, padişah değil” şarkısını söylerken Ahmet Kaya’nın oturduğu masaya dönüp, “Bu ülkeyi kimseye böldürtmeyiz! Teröre yem etmeyiz!” sözleri ile ne haltlar karıştırdığını biliyorduk ama onun buram buram provokasyon kokan şarkısını kimlerin ayakta alkışladığını bilmiyorduk mesela!

Kimler kimler… Saymakla bitmez ama biri vardı ki ben onu görünce beynimden vurulmuşa döndüm! Nutkum tutuldu sayın okurlar adeta! Sadece ben değildim tabii bu korkunç şaşkınlığı yaşayan. Nagehan Alçı dayanamayıp, “Olamaz ya! Bu Mahsun değil mi? Güneşi Gördüm diyen Mahsun! Ne yapıyor böyle?” diyerek ansızın fırladı ayağa…

İnanamadık. Defalarca Mahsun’un ayakta Serdar Ortaç’ı alkışlayan o sahnesini izledik.


Sonra işadamı Erdal Acar‘ı gördük. Konuşmasını bitirdikten sonra protestolar arasında masasına doğru giderken Ahmet Kaya’yı durduruyor birden… Bir yandan bir şeyler söylüyor rahmetliye, diğer yandan da işaret parmağını sallıyor tehdit eder gibi! Küfür mü ediyor, “Bunun hesabını vereceksin mi?” diyor anlayamadık. Ama buna rağmen Ahmet Kaya gülüyor Erdal Acar’a. Hatta sarılıp omzunu okşuyor babacan bir tavırla! Sonra kısa ve küt saçlı bir kadın var görüntülerde. Tanıyamadık. Bas bas bağırıyor! Durmadan küfrediyor ve hakaret ediyor; “Atın bu vatan hainini dışarı!” diye. Bir başka kadın ise, Ahmet Kaya’ya dönüp; “Sünnetsiz pezevenkkkk!!!” diyor!

Ben tanıyamadım o kadını ama Rasim, magazin gazetecisi Şenay Düdek olduğunu söylüyor.

Tunca Yönder denen bir şahıs var ortamda. Dizi yönetmenimiymiş neymiş… Provokasyonun elebaşlarından. Savaş meydanındaymış gibi sloganlar atıyor. Hakaretler yağdırıyor. Sonra bir başka adam. Esmer, bıyıklı filan. Ahmet Kaya masada otururken eşi Gülten Kaya‘yla oraya yönelip saldırmak istiyor ama bizim aslan parçası Savaş Ay araya girip püskürtüyor olası saldırıyı.

Zaten Ahmet Kaya’ya ve eşi Güten Kaya’ya zarar gelmesin diye diplerinden ayrılmayanlardan tek gazeteci Savaş Ay!

Diğeri de Mehmet Aslantuğ. Helal olsun! Durmadan insanları yatıştırmaya gayret ediyorlar salonda. Neyse. O gecede insafsızlık yaptığı için yazılıp çizilmesi gereken onlarca adam var ama ben haklı olarak en çok Mahsun Kırmızıgül’e takıldım. Ne diyecek çok merak ediyorum. “Ellerim kırılsaydı keşke!” falan mı diyecek acaba?

Yoksa, “Dün dündür, bugün bugündür” mü? İyi ama o zaman dönüp sormazları mı bu adama? “Son dönemde özellikle Kürt Meselesinden esinlenerek daha doğrusu beslenerek çektiğin gişe hasılatları kıran o muhteşem filmlerinin hesabını nasıl vereceksin?” diye…

Demezler mi; “Eyyy Mahsun… O gece o linç yaşanırken senin Serdar Ortaç’ı alkışlamak yerine Ahmet Kaya’nın yanında durman lazımdı.

Durabilseydin. Korkaklık yapmayıp, bugünkü gibi, ‘Kürdüm ulan bende!’ diyebilseydin, Ahmet Baba’ya kalkan olabilseydin, belki de o hâlâ aramızda yaşıyor olacaktı. İki kere özür borçlusun sen şimdi. Biri, korkaklık yaptığın için! Diğeri de Ahmet Kaya’nın canıyla ödediği bedelin üzerinden bugün gişe rekorları kırarak cukkanı doldurduğun için!”

Sevilay Yükselir
Sabah Gazetesi
23 Temmuz 2010


EvcioğluHaber-04.10.2010

3 Ekim 2010

KESK-AR'DA EMEKÇİLER VE GERÇEKLER


KESK-AR'DA EMEKÇİLER VE GERÇEKLER


EvcioğluHaber- (KESK-AR) Kamu Emekçileri Konfedarasyonu Araştırma Merkezince Doç.DR. Mustafa DURMUŞ'a yaptırılan bir çalışmada, Emekçiler açısından ülkemizin karşı karşıya olduğu onlarca olumsuz gerçeklerin su yüzüne çıktığı gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz..
KESK tarafından yaptırılan araştırmanın sonucu bir kitapcık halinde yayımlanmıştır.. Bu araştırmaya göre, bazı başlıkları aşağıda aktarılmaya çalışılan veriler bulacaksınız...

EvcioğluHaber
03.10.2010


Daha fazla kar için daha fazla üretim ve daha fazla büyüme sadece emeği değil, doğayı tahrip ediyor.
İktisadi büyüme kavramı, toplumdaki eşitsizlikleri açıklayamadığı gibi sıklıkla bu tür eşitsizlikleri gizlemek, perdelemek için kullanılmaktadır.
Birkaç banka ya da tekel kar ettiğinde ortalama, kişi başına düşen gelir de büyür, iktisadi büyüme sağlanır.
Bu halkın da gelirinin ve refahının arttığı anlamına gelmez.


*********
Goulet:
"Kalkınmanın üç olmazsa olmazı: Zorunlu ihtiyaçların karşılanması, özgüven-bağımsızlık ve özgürlük. " diyor

-Yurttaşlarının konut-barınma, gıda, eğitim, sağlık gibi zorunlu ihtiyaçlarını bedelsiz olarak karşılayamayan;
-Emperyalistlerce kaynakları sömürülen ve diğer ülkelerle ilişkilerini eşit bir zeminde sürdüremeyen;
-Halklarının, insanlarının kendi geleceklerini özgürce belirleyebilme hak ve özgürlüklerine sahip olmadığı bir ülke, toplum, ekonomi gerçek anlamda kalkınmış sayılamaz"

***********
-TÜİK gelir dağılımı araştırmaları sosyal sınıfların milli gelirden aldığı payları göstermiyor.
-Gelirin yanı sıra asıl olarak Türkiye’de servet eşitsiz dağılmakta, bu da refahın adaletsiz dağılmasına neden olmaktadır.
-Kriz hem dünyada hem de Türkiye’de servet zenginlerinin sayısını artırdı.
-Buna karşılık halk daha da yoksullaştı.

**********

-İktisadi büyüme tek başına ne toplumsal refahın, ne yaşam standardının ölçüsü olabilir, ne de emekçilerin refah düzeylerinin yükselmesini sağlayabilir.
-Azgelişmiş ülkeler için iktisadi büyümeden ziyade kalkınma –sanayileşme olgusu önemlidir.
-Çünkü bu ülkeler kalkınamamakta ya da sanayileşememektedir.

***********
-Daha fazla kar için daha fazla üretim ve daha fazla büyüme sadece emeği değil, doğayı tahrip ediyor.
-İktisadi büyüme kavramı, toplumdaki eşitsizlikleri açıklayamadığı gibi sıklıkla bu tür eşitsizlikleri gizlemek, perdelemek için kullanılmaktadır.
-Birkaç banka ya da tekel kar ettiğinde ortalama, kişi başına düşen gelir de büyür, iktisadi büyüme sağlanır.
-Bu halkın da gelirinin ve refahının arttığı anlamına gelmez.

***********
-TÜİK gelir dağılımı araştırmaları sosyal sınıfların milli gelirden aldığı payları göstermiyor.
-Gelirin yanı sıra asıl olarak Türkiye’de servet eşitsiz dağılmakta, bu da refahın adaletsiz dağılmasına neden olmaktadır.
-Kriz hem dünyada hem de Türkiye’de servet zenginlerinin sayısını artırdı.
-Buna karşılık halk daha da yoksullaştı.

*******

-Kamuya yeni borç vermenin karşılığında finans kapital ağır kemer sıkma politikaları dayatıyor.
-Krizdeki AB’nin geleceği tartışılıyor.
-Kriz uzun süreli olacak; bazen büyüme, istihdam artışları görülürken, bazen de daralmalar, hatta yeni dipler ortaya çıkabilir.
-Kapitalist krizin yeni aşamasında, özel sektöre ait risk ve borçlar kamu borcuna dönüştürülerek toplumsallaştırıldı.

********
-Avrupa’da uygulanan kemer sıkma politikaları seçim sonrasında Türkiye’de görülecek (mali kural).
-Krizin bu yeni aşamasını Türkiye’nin emek örgütleri çok iyi analiz etmeli.
-Kamu emekçileri, işçi sınıfı örgütleri ile birlikte, küçük üreticileri, küçük esnafı, güvencesiz çalışanlar ve işsizleri de yanlarına alabilecek bir birlik ve mücadele stratejisi geliştirmek zorunda.
-Bu durum aynı zamanda emek örgütlerinin örgütlü güçlerini artırabilmeleri için bir fırsattır.
************

KESK-AR tarafından yapılan araştırmanın tamamına ulaşmak için;
http://www.kesk.org.tr/ sitesinden ulaşabilirsiniz..

İnsanlar neden bınarlar?


İnsanlar neden bınarlar?

"Sizce neden alzheimer, parkinson gibi hastalıkların oranı dünyanın doğum oranı ile aynı oranda büyümektedir.?"

"Beynimizi tam kapasite kullanamadığımızdan hücreler hergün ölüyor.. Ondan..."

Özgür irade, % 10 kullanımlı insanlar için..!



"Belki de! Özgür irade; sadece bedeninin tepkilerine cevap veren % 10 kullanımlı insanlar için çok karmaşık bir ifade."

Beyninin % 100'ünü kullanan bir İnsan.!



"Siz hiç, beyninin % 100'ünü kullanan bir İnsanın; suç, savaş, açlık, salgın hastalık, ön yargı ve çevre katliamı ortamlarında olabileceğini düşünebiliyor musunuz ?
"


% 100 BEYiN GÜCÜ

% 100 BEYiN GÜCÜ












Beyinin görsel yapısı



Bir düşünsenize, insanoğlu tüm işlerini tek parmakla yapiyor olsa idi? O zaman 10 parmakla donatılmış olarak doğmazdık. Eğer; beyin hücrelerimizin sadece %10'u mutlu, seviyeli bir yaşantı sürdürmeye yetse idi, kafamiz tam 10 katı daha fazla hücre ile dolu olmazdı.
-Aslında, insanoğlu dünyada beyin kapasitesinin % 100'ünü kullanmayan tek varlıktır.
-İnsanoğlu aynı zamanda, beraber yaşadığı diğer canlilar ile sürekli uyumsuzluk halindeki tek varliktir.

Yunuslar da benzer bir beyin ile donatımışlardır..Ancak; onlar beyin kapasitelerinin tümünü kullanarak yasamlarını akıllı, eğlence sever, çevreleri ile uyumlu varlıklar olarak devam ettirmektedirler. Insanlarin da daha fazla beyin kapasitesinin kullanımı ile daha mutlu, daha uyumlu bir yaşam sürebileceğini söylemek yanlış olmaz.

"Siz hiç, beyninin % 100'ünü kullanan birisinin suç, savaş, açlık, salgın hastalık, ön yargı ve çevre katliamı ortamlarında olabileceğini düşünebiliyor musunuz ?
"

Başka bir deyisle, bizler de aynı diğer canlılar gibi mükemmel yaratılmışız; ancak; onlar gibi tüm potansiyelimizi kullanamıyoruz. Neden? Belki, bizler diger canlılar gibi enerji kaynagına nasıl bağlanacağımızı artik bilemiyoruz, ya da kendi özgür irademizi kullanma konusu umurumuzda degil.
"Belki de özgür irade, sadece bedeninin tepkilerine cevap veren % 10 kullanımlı insanlar için çok karmaşık bir ifade."

Bu potansiyelin kullanılmamasının nedeni ne olursa olsun, 'burada da kullanmazsan kaybedersin' gerçeği ortaya çıkmakta ve normal bir insan yanlış kullaniı veya kullanıl-mama yüzünden günde 100.000 beyin hücresini kaybetmektedir. Bu potansiyel değerlendirilmedikçe de, kişinin durumu zamanla daha kötüye gitmektedir.
"Sizce neden alzheimer, parkinson gibi hastalıkların oranı dünyanın doğum oranı ile aynı oranda büyümektedir."
Peki, çözüm ne?

Gerçekten de beynimizin tam kapasitesini kullanabilir, bu sayede yasam kalitemizi yükseltebilir miyiz? Tabiî ki yapabiliriz. Hafiza kaybına uğramak yerine hafıza sihirbazı, en basit problemlerden bunalan kişi yerine yaratıcı bir dahi, mutluluktan uzak, tekdüze yaşam tarzı yerine diğer canlılar ile tam ve değişken bir uyum içerisinde olmayı öğrene- biliriz.

Aslında yaşam düşündüğümüzden daha zor. Parasızlık, kötü geçen çocukluk ya da çevremizdeki diğer insanlar, dış etken olarak insanın kişiliğini etkiler. Ama, tüm olumsuz-luklara ragmen, kötü baslangıç yapıp sonra da istikrarlı, mutlu bir yaşam kuran insanlar da vardir. Bu kişiler, kendini yetiştirmenin ve sürekli geliştirmenin faydalarını fark etmiş, öğrenmiş insanlardir. Kişi, kendini tanıma sürecini geliştirdikçe, aslında içinde bulunduğu konumu veya durumu ile ilgili gerçeğin, tamamen kendi bilinçli, içgüdüsel veya tepkisel seçimlerinden kaynaklandığı fark eder.

Aklın ve vücudun tam ve doğru kullanımı ile kişinin kendini daha iyi hissetmesi, dolayisi ile ruhsal gelişimi, daha bilinçli bir yaşam tarzi seçmesini sağlar..

Bir çok insan tekdüze günlük hayata takilmakta, sadece tepkisel davranışlar sergilemekte böylelikle çevresindeki birçok olasılıkları ve seçenekleri görememektedir.

********************************
%100 beyninizi harekete geçirmek için aşağıdaki beyin jimnastiği testini yedi gün boyunca deneyin ve bu kısa süre içerisinde ne kadar yol aldığınızı görün.

Testteki her bölüm beyninizin başka bir bölgesini çalıştırmaktadır.

1.Vücudunuzu değişik yeni yöntemler ile sınayın. Normalde hanği elinizi kullaniyorsanız..?
-Bir günlüğüne saçınızı taramak, dişlerinizi firçalamak, çayınızı karıştırmak gibi basit işlemlerde elinizi değiştirin. -Gözünüzü kapatın ve esyaları hissederek odanızın içinde dolaşın.
-Sesleri dinleyin, çevredeki kokuları duymaya çalışın. -Yere düşen eşyaları ayağınız ile almaya çalışın,..
-Kapıyı, buzdolabını ayağınız ile kapatın.
-Okuduğunuz kitaptan bir sayfayı yan tutarak, bir sayfayı da ters tutarak okumaya çalışın.


2. Normalde sorgulayıp, eleştireceğiniz bir kişi hakkında onu onurlandıracak bir iltifat bulmaya çalışın.
-Kişi hakkındakı yargınızı sorgulayıp, kendinizi onun yerine koyup durumu tekrar gözden geçirin.


3. Buzdolabınızı açıp, birkaç saniye içindekileri gözden geçirin.
-Kapatıp içinizden tekrarlayın.
-Ayni şeyi bir oda içindeki eşyalarda, bir magaza vitrinindeki kostümlerde, duvarda asılı detaylı bir resimde deneyin.
-Adetleri, büyüklükleri, renkleri haıirlamaya çalışın.


4. Her gün beş dakika kendinizi başka bir insan yerine koyun.
-Sizin şu anda olduğunuz durumda o kişinin neler hissedebileceğini, neler düşünebileceğini hayal edin.


5. Kendinizi moralsiz veya keyifsiz hissettiğinizde, hayatta en çok istediğiniz şeyin ne olduğunu hatirlayip, başaılı olmanız için ne yapmaniz gerektigini tekrarlayın..
-Ne zaman negatif bir düşünceye kapılırsanız, kafanızda yarattığımız bu küçük pozitif filmi tekrarlayın.


6. Gün içerisinde her saat başı, birkaç saniye için önceki saat içerisinde ne olduğunu düşünün.
-Günün sonunda, tüm günün bir değerlendirmesini yapin. -Hatırlayamadığınız küçük parçalar sizin gün içerisindeki çok fazla bilinçli olmadiğiniz dakikalari gösterir.


7. Günlük hayatınıza adaptasyon ve esneklik kazandırmak için, her gün farklı bir şey yapın. -Alışverışinizi değişik dükkândan yapın.
-Eve geliş yolunuzu değiştirin.
-Evde ekmek veya kek pişirin.
-Farklı bir spor yapın.
-Kendinizi yeni bir komsuya tanitin.


Her gün ayni seylerin yapilmasi beynin hep ayni bölümlerinin kullanilmasina, diger bölümlerin körelmesine yol açar.

Unutmayın çesitli, farkli uyarımlar, beyin kapasitesinin kullanımı için en önemli anahtardir. Ayni zamanda sizi yoran, sizi zorlayan, rahatsiz eden alişkanliklarinizi birakmanizi da kolaylaştirir.

İstediginiz rüyayi görmeyi veya uyandiginizda gördügünüz rüyayi hatirlamayi istemez misiniz ?


__________________
Scandinevska.