Diyanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2010

ABF : AKP TEHLİKELİ İŞLER YAPIYOR!...

ABF : ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

resim


A
KP TEHLİKELİ İŞLER YAPIYOR!...

  • DİYANET’İ RESMEN FETVA KURUMUNA DÖNÜŞTÜRÜYOR.
  • TÜRKİYE’Yİ İRANLAŞTIRIYOR.
  • HALKI AYRIŞTIRIYOR.

Basına ve Kamuoyuna

AKP hız kesmiyor.

Freni patlamış kamyon hızıyla ülkemizi şeriata doğru götürüyor.

Anayasa Tartışmaları, Başkanlık Sistemi, Yargı’ya Müdahale Tartışmaları sürerken, bu toz-duman içinde hükümet, sessiz sedasız, “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevlerini düzenleyen kanun’da” önemli değişiklikler içeren bir tasarıyı TBMM’de komisyondan geçirdi. Muhalefet partileri de buna onay verdi.

Bu yasa tasarısı Meclisten geçerse, şunlar olacak:

DİB Türkiye’nin en büyük KİT’i olacak ve doğrudan Başbakan’a bağlı olacak,
  • Diyanet İşleri uzmanı, uzman yardımcısı, imam-hatip ve müezzin-kayyımlar dışında, uzman imam-hatip, baş imam-hatip, baş müezzin, kuran kursu öğreticisi, kuran kursu uzman öğreticisi, kuran kursu baş öğreticisi gibi yeni kadrolar oluşturulacak.
  • İl ve ilçe müftülüklerinde, ihtiyaca göre şube müdürlükleri kurulacak,
  • Başbakanlık müşavirliklerinin sayısı on beş’e çıkartılacak.
  • Türk Diyanet Vakfı ile doğrudan organik ilişkiler kurularak kamu görevlilerinin bu vakıfta çalışabilmesinin önü açılacak.
  • DİB, Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesi’nin sermayesi yirmi katına çıkartılacak,
  • DİB’na bağlı tüm personel’e dokunulmazlık sağlanacak, görevleriyle ilgili bir suç işlemeleri halinde, amirinin izni olmaksızın yargılanamayacaklar.
  • Din İşleri Yüksek Kurulu, istek üzerine görüş bildirmek yerine, bundan böyle karar verebilecek.
  • Başbakanlığın havalesine gerek kalmaksızın, bundan böyle, eserleri dini bakımdan doğrudan inceleyip mütalaa verebilecek,
  • Kendilerince hatalı ve noksan buldukları eserleri Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile toplatıp imha edebilecekler. Resmi anlayış dışındaki hiçbir İslam yorumuna izin vermeyecekler. Kenan Evren gibi kitaplar yakabilecekler.

Ve daha bir çok şey.

DİB büyüyor.

Yetkileri genişliyor.

Parası, kadrosu artıyor.

Biz Aleviler başta olmak üzere, ülkemizin, demokratik, laik, çağdaş, ilerici, solcu, sosyalist insanları; “din devletten, devlet dinden elini çeksin, laik bir devlette böyle bir kurum olmaz, devlet dini örgütleyemez, finanse edemez, kullanamaz ve aynı zamanda din de devletten beslenemez, laik devletin olanaklarını kullanamaz. Bu kurum lağvedilmelidir.” derken ve bunun için mücadele ederken; AKP, herkese inat “alın size yeni Diyanet” diyor.

Bu, tehlikeli bir durumdur.

Bu, İran’a benzeme çabasıdır.

Bu, şeriata doğru giden yolda “alıştıra-alıştıra” atılan adımlardan biridir.

Ne Almanya’da muhalefet, muhalefet olabilseydi, ne de İran’da… Ne Hitler iktidar olabilirdi, ne de Humeyni.

Halihazırda namaz vakitlerinde çarşılarda, bütün dükkanlar kepenklerini kapatmak zorunda kalıyorlarsa, yarın aynı şey, devlet daireleri, okullar ve kışlalar da da olacaktır.

Eğer örgütlenmezsek, eğer güçlerimiz birleştirmezsek, eğer mücadele edip direnmezsek, ya türban giyip takke takacağız ya da kendimize yeni bir ülke arayacağız.

Bu uzak bir olasılık değil, yarın gibi yakındır. Halkımızı, bu gerçeği bir kez daha görmeye, tedirgin olmaya, uykusuz kalmaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla.21.04.2010

Ali BALKIZ

Alevi Bektaşi Federasyonu

Genel Başkanı


13 Şubat 2010

ÇALIŞTAYIN ÖN RAPORUNU OLUMLU BULAN BİZDEN DEĞİLDİR

ÇALIŞTAYIN ÖN RAPORUNU OLUMLU BULAN BİZDEN DEĞİLDİR

12:53 13 Şubat 2010

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunulan Alevi Çalıştayları sonucu hazırlanan ön raporla ilgili sert eleştirilerde bulundu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda, federasyona üye derneklerin yöneticileri ve Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Alevi yurttaşların aileleriyle düzenlediği basın toplantısında, ön raporu değerlendiren Balkız, Alevilerin, Aleviliği tanımlama girişimlerine daima itiraz ettiklerini kaydetti. Balkız, “raporun Aleviliğe bir tanım getirdiğini”belirterek, “böylece asimilasyon işleminin kolaylaştırılmasının hedeflendiğini” dedi.


‘ŞERİATA GİDEN AKP PROJESİ’

Çalıştay yetkililerinin ön raporun uzlaşmayla çıktığı yönündeki beyanları eleştiren Balkız, “Raporun içeriğinden de anlaşıldığı gibi, Aleviler, Alevi Çalıştayı’nda bütün inanç ve mezheplere eşit mesafede durması gereken bir devletin hükümeti ile değil, iktidar erkini elinde tutan Sünni ulema ile oturmuş gibidirler” diye konuştu.
Ön raporun içeriğinin, kendilerini şaşırtmadığını belirten Balkız, “Rapor bir aldatmacadır. Sanaldır, maksatlıdır, iyi niyetten yoksun, sorun çözen değil yeni sorunlar yaratan, şeriata doğru giden yolda yeni adımlar öngören bir AKP projesidir” görüşünü belirtti.


‘PARK YAPARLARSA, İSMİ DE SİLERLER’

Raporda, Madımak Oteli’nin tehlikeli bulunmasının “başlı başına bir facia” olduğunu belirten Balkız şunları kaydetti: “Biz biliyoruz ki, o bina yıkıldığında, parka dönüştürüldüğünde birkaç yıl sonra o parkın adı da belediye meclis kararlarıyla değiştirilecek, böylece katliamın izi yok edilmiş olacaktır.”
Cemevleriyle ilgili bölümünün, ön raporun “Sünni ulemanın bakış açısıyla yazıldığının en önemli göstergelerinden biri olduğunu” belirten Balkız, şöyle konuştu: “Cemevleriyle ilgili tanımlamada, onun işlevine ilişkin değerlendirmede fikri dikkate alınan taraf Aleviler değil, Alevi olmayanlardır. Yani iktidar, yani devlet, yani Sünni ulema haddini aşarak Alevilerin ibadet yeri cemevlerinin niteliğine karar verme hakkını kendilerinde bulmaktadırlar.”
Raporun Alevilerin taleplerinin tam aksi yönünde olduğunu vurgulayan Balkız, “Üzerinde ‘mutabakat’ olan raporda, Alevi köylerine cami yapma politikalarından vazgeçme ve dergahlarımızın biz gerçek sahiplerine geri iade edilmesi konularında ise hiçbir şey söylememiş” dedi.
Balkız sözlerini şöyle sürdürdü: “Alevi Çalıştayı ön raporunun dili, anlayışı ve mantığı sakattır. Yıllardır dillendirdiğimiz taleplerimizin muhatabı sanki devlet değil de Sünni kardeşlerimizmiş gibi algılanmakta, Alevilerle, Sünniler arasında bir pazarlık gibi sunulmakta, top taca atılmakta ve oyun orada sürdürülmek istenmektedir. Ön rapor, bir asimilasyon belgesidir. Bu belgeyi olumlu bulanlar bizden değildir.”

Okullar Kur’an kursuna çevriliyor

Federasyon olarak, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi gerektiğini savunduklarını” anlatan Balkız, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Laikliğe aykırı Diyanet İşleri Başkanlığı’na dokunulmamış, tam tersine sahte laiklik uygulamasına Aleviler de ortak edilmek istenmiştir. Hiç de olmayan bir uzlaşma varmış gibi gösterilmiş, hükümet, Sünni kesimi kamu olanaklarıyla finanse etme uygulamasını güya Alevileri de sisteme dahil ederek güvenceye almak istemiştir.”

İKİ KAT DİN DERSİ ÖNERİLİYOR
Raporda, zorunlu din dersleri konusunda yer alan önerilerin “mevcut uygulamanın sonuçlarını daha da ağırlaştıracak nitelikte olduğunu” belirten Balkız, “isteğe bağlı din eğitiminin verilmesi” fikri ile “Alevi çocukları için asimilasyon aracı ve sistematik işkenceye dönüşmüş olan uygulamanın artırılarak iki din dersi önerildiğini” savundu.
Balkız, “Bu çaba, ilköğretim okullarımız ile liselerimizin, imam hatip liselerine, Kur’an kurslarına dönüştürülmesinden başka bir anlam taşımamaktadır” dedi.

EĞİTİM SEN’DEN ALEVİLERE DESTEK

Ön raporla mevcut din dersi güçlendirildi
EĞİTİM Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, “Yargı kararlarına uyulmalı, zorunlu din dersi uygulaması kaldırılmalıdır” dedi. Kılıç, ön raporda zorunlu din dersine yönelik bölümü değerlendirdi: “Zorunlu din dersleriyle ilgili sunulan öneriler de mevcut uygulamanın sonuçlarını daha da ağırlaştıracak niteliktedir. Raporda, mevcut durumdaki ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ dersinin zorunlu olarak okutulmasına devam edileceği belirtilirken, bunun yanı sıra seçmeli olarak din eğitimi dersi getirilmektedir. Bu düzenleme ile mevcut durumdan daha ileri gidilmekte ve din eğitimi güçlendirilmektedir. Hükümet, yargı kararlarına uymak bir tarafa mevcut durumu daha da ağırlaştırmakta ve din dersi sayısını ikiye çıkararak tüm toplumla resmen dalga geçmektedir. Zorunlu din dersi uygulaması, din ve vicdan özgürlüğünün açıkça ihlal edilmesi demektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din dersinin, din ve vicdan özgürlüğünün ihlali olduğuna karar vermiştir. Yargı kararlarına uyulmalı, zorunlu din dersi uygulaması kaldırılmalıdır.”

*http://www.birgun.net/*

1 Aralık 2009

Aleviler yeni solun peşinde

  • Devrim Sevimay Soru-Cevap
  • dsevimay@milliyet.com.tr
  • SORU-CEVAP’IN KONUĞU ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI ALİ BALKIZ

    Aleviler yeni solun peşinde

30 Kasım Pazartesi 2009

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) bir süredir ciddi bir araştırma-tartışma faaliyeti içinde olduğu biliniyordu. Ancak; Genel Başkan Ali Balkız’a ne zaman “Anlatma aşamasına geldi mi?” diye sorsak, aldığımız yanıt “Henüz değil” oluyordu. Sonunda bu hafta “Tamam” dedi Balkız, “Çok ayrıntıya girmesek de artık konuşabiliriz”. Biz de hemen sorduk:

İlk ne zaman başladınız bu çalışmaya?
Son yerel seçimlerden iki hafta sonra seçim sonuçlarını, Alevilerin rolünü ve taleplerini değerlendiren bir deklarasyon yayımladık. Orada dedik ki “Bu parlamentodan bize umut yok. Oysa bizim sorunlarımız siyasi sorunlardır, siyaset çözecektir ve Meclis’te çözülecektir.” Bunu deyip, tüm Türkiye’deki Alevileri ve sosyal demokratları bu tespitimizi tartışmaya davet ettik. O gün bugündür de tartışıyoruz.

Kaç yer gezdiniz?
Sayıyı hatırlamıyorum, ama toplantı yaptığımız il sayısı 22. En son Ankara ve İstanbul kaldı. Şimdi bu ay da onları tamamlayacağız.

Türkiye için büyük umut

Eşzamanlı olarak bazı aydınların, akademisyenlerin, sivil örgütlerin toplantılarına da katıldınız galiba...
Evet, “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” sorusuna ortak yanıt veren partileşme arayışı içindeki o kesimlerle de diyaloğumuz kesin bir biçimde sürüyor.

Kimler var bu partileşme arayışı içinde?
Çeşitli akademisyenlerin (Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman, Erol Katırcıoğlu...) ve Ufuk Uras, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi). Bir de SHP yeni arayışlar içersinde.

Bu üç hareketin birleşme olasılığı var mı?
Bunların birleşebilme olasılıkları yüksek, olanakları da var. Aynı şeyleri düşünüyorlar çünkü. Bizim de bunlarla birlikte olmak gibi bir amacımız var. Hepimiz diyalog halindeyiz.

Bu üçlü grubun ve sizin üzerinde en anlaşamadığınız madde nedir desek, ne örnek verirsiniz?
Henüz bir anlaşmazlık yok. Her şey çok olumlu gidiyor ve bu Türkiye için büyük bir umut.

2010 veya 2011’deki bir seçime katılabilecek misiniz?
O amaçlanmış vaziyette. Önümüzdeki ocak ayında adı konmuş olur.

Hangi partiye alternatif olacaksınız?
Ne AKP’ye, ne CHP’ye, ne MHP’ye, ne de DTP’ye; hepsine. Çünkü biz düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni kadro...

“Yeni bir fantezi”? Böyle bakanlar da çıkacaktır...
Yeni bir fantezi olmayacak, olmaz. Çünkü adını andığımız çalışmayı yürüten arkadaşlarımızın hepsi ve biz son derece heyecanlıyız. Son derece inançlıyız. Temiziz. Halka güveniyoruz. Halkın içindeyiz. Halkın dilini, sıkıntılarını, beklentilerini biliyoruz. Dürüstüz. Onlara yalan söylemeyeceğiz. Biz onlara çıkış yollarını göstereceğiz.

“Biz” derken kimlerin partisi olacak bu?
Bu bir kitle partisi olacaksa eğer, kuşkusuz ki her kesimden insan olacak. Ama kimler olmayacak, ben size onu söyleyeyim: Yorulmuş. Güvenini kaybetmiş. Halkı küçümseyen. Geleceğe dair umutlar taşımayan. İçimize rekabet, bencillik, bireycilik hastalıklarını sokacak. Bunların hiçbiri olmayacak.

Peki o 22 ildeki Alevilerde yeni bir parti heyecanı gördünüz mü?
Düzenlediğimiz toplantılara katılan Alevi olanlar ve olmayanlarda dört eğilim tespit ettik:
1- “Elinize, yüreğinize sağlık. Bu bir ihtiyaçtı. Tam zamanıdır. Yanınızdayız” diyenler.
2- Türkiye Birlik Partisi ve Barış Partisi deneyimlerini anımsatarak “Aman ha, o konuma düşmeyin” diye uyaranlar. 3- CHP’ye bel bağlamış, belki gelecek sene belediye başkanı veya encümen üyesi olurum diye bekleyenler.
4- “Ya nereden çıktı bu, CHP’yi niye bölüyorsunuz, gelin hep beraber Baykal’ı indirelim” diyenler.

Bu dördüncüsü çok tartışıldı; siz ne diyorsunuz?
Yapsa Altan Öymen yapardı. Kaldı ki Baykal olmadığında dahi CHP’deki o zihniyet orada yaşamaya devam eder. O yüzden zaten diyoruz ki, yeni bir parti şart. arkadaşımızın yer aldığı bir çalışma grubu var. Bir başka hareket, 10 Aralık Hareketi (Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu)

ALEVİLER-AKP
‘DERSİM DERSİM OLDUĞU SÜRECE AKP’YE OY ÇIKMAZ’
Baykal “Alevilerden sana hayır yok, başka kapıya Başbakan” dedi; doğru mu?
Evet gerçekten Alevilerden Sayın Erdoğan’a hayır yok, ama Baykal’a da olmamalı.

Başbakan Tunceli’yi hep çok istemişti; ilk seçimde milletvekili çıkarabilir mi sizce?
AKP, AKP olduğu, Dersim de Dersim olduğu sürece AKP oradan milletvekili çıkartamaz. Çünkü Dersimliler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olduklarını dokuları gereği hemen fark ederler.

Ama ya mesela din dersini zorunlu olmaktan çıkarırsa?
Ah keşke, ama o zaman da varlık nedenlerini ortadan kaldırmış olurlar. AKP’yi bugün iktidara getiren 12 Eylül’den sonra başlayan zorunlu din dersleri sürecidir çünkü.

Dersim’le beraber AKP’nin Sünni-Hanefi partisi kimliğinden uzaklaşmaya başladığı görüşüne katılır mısınız?
Bu görüş sahipleri böyle olmasını arzu ediyor veya çok iyimser olabilirler, ama bakın şöyle de önemli bir veri var elimizde: Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz günlerde bir “Strateji Belgesi” yayımladı. Orada dini ve kurumu tehdit eden çalışmalar listesi vardı. Listeye din kültürü ve ahlak bilgisi eğitiminin zorunlu olmaktan çıkartılmasını istemek ya da isteyenler de konmuş.

Yani siz?
Evet biz. Bu bir listedir. Ergenekon
da bir liste yapmıştı; bu da bir liste. Ergenekon’un listesi demokrasi düşmanlarının, darbecilerin listesi. Bu liste ise ne kötü ki devletin anayasal bir kurumunun listesi.

Siz hükümetin de bu listenin arkasında durduğunu mu düşünüyorsunuz?
Biz “Hedef gösteriliyoruz” dedik, ama Alevilik çalıştayları yapan sayın Bakan, sayın Moderatör, sayın Bakanlar Kurulu, sayın parti yöneticilerinin hiçbiri çıkıp hükümetin bu listenin arkasında olmadığını söylemedi.

ALEVİLER-CHP
‘İSTERLERSE CHP’Yİ BARAJIN ALTINDA BIRAKIRLAR’
Aleviler CHP’yle bir yol ayrımına geldi mi?
CHP bu kez baltayı taşa vurdu. Dersim, Alevilerin bu kadar peşin CHP’ye teslim olup olmayacaklarını belirleyen bir milat olacak. Bakarsanız, tepkilerin önü arkası kesilmiyor. 13 Aralık’ta bile Tunceli Dernekleri Federasyonu Kadıköy’de büyük bir miting yapacak.

Değişen ne?
Dersim olayı sayesinde CHP’nin bir yönü daha artık çok iyi bilinir hale geldi: CHP geçmişteki “Türk ve Sünni” tipolojisi yaratma amacını hâlâ sürdürüyor. Zaten parti programlarında, seçim çalışmalarında böyle olduğu görülüyordu, ama bu şimdi tamamen ortaya çıktı.

Yalnız geçmişte de böyleyse o zaman niçin yıllardır Aleviler CHP’ye oy veriyor?
Çaresizlik ve seçeneksizlik. Bir tarafta kendilerini kandıran var, ama öbür tarafta da doğrudan canlarına kastedercesine tehdit eden bir yapı var. Aleviler de çaresiz yıllardır kandırılmaya razı oluyor.

CHP nasıl kandırıyor sizi?
Aleviler hep varolduğunu sandıkları, ama aslında hiç varolmamış olan “laikliği” korumak adına CHP’ye oy verirler. Oysa Atatürk’ün kurduğu köy enstitülerini ne hazindir ki CHP kaldırdı. İmam hatip okullarının en çok açıldığı yıllar koalisyonda Ecevit’in olduğu yıllardır.
Din eğitimi hep devam etti. Diyanet devam etti. Alevilerin kimlikleri, kişilikleri yok sayıldı.
Aktif politika içersinde Alevilere hep seçmen rolü verildi. CHP onlara hep “Siz durun durduğunuz yerde, bize oy verin, biz sizin adınıza siyaset yaparız” dedi.

Baykal hâlâ randevu verecek
Bırakın diğerlerini, Arif Sağ CHP’den seçilmedi mi?
Alevi kimliğiyle Arif Sağ siyaset yapabildi mi? Önemli olan bu. Bakın şu son yerel seçimlerde bile kazanabilecek, 20 değerli ismi belirleyip, Baykal’dan randevu talep ettik, hâlâ bize randevu verecek. Biz de listemizi Sav’a, Ateş’e verdik, ama 20’de sıfır çektik.
Önerdiğimiz bir tek adayımızı dahi listelerine almadılar. Örneğin İzmir’de bu seçimlerde yanılmıyorsam 30 belediye başkanı seçildi, ama sadece bir tanesi Alevi. Oysa CHP’nin İzmir’de aldığı oyların yüzde 50’si Alevilerindir.

Ama yine de çoğu gidip mührü CHP’ye basmıyor mu?
Elim kırılsın vermez olaydım, yine mi mecbur kaldım, diyerek... Çünkü CHP’den daha kötü bir seçeneğe asla gitmez Aleviler. CHP de bunu bildiği için zaten bu kadar rahat davranıyor.

Peki, o zaman neyin miladı olacak Dersim?
Biz bütün yurdu geziyoruz, Alevilerin nabzının nasıl attığını kavrıyor ve biliyoruz. Bir kez daha CHP’yle hesaplaşmak gerektiğinin bilincindeler. Çünkü Aleviler eğer isterlerse sandığa gitmedikleri zaman CHP’yi barajın altına nasıl düşürdüğünü, bu güçleri olduğunu biliyorlar.

ALEVİLER-ATATÜRK
‘ALEVİLER ATATÜRK’LE DERSİM’İ YAN YANA GETİRMEZ’
Siz Dersim olayına katliam mı diyorsunuz, soykırım mı?
Katliam. Soykırım sistemli, süreli bir zürriyetini kurutma hareketidir. Bastırma yöntemlerine baktığınız zaman ne Şeyh Sait ne de Dersim isyanında bundan bahsedemeyiz.

“Aleviler niye alınıyor, Dersim’de Aleviliğe değil, feodaliteye operasyon yapıldı” diyenlere yanıtınız?
Dersimliler aynı zamanda aşirettir, Kürttür ve Alevidir. Dersim halkı bir bütündür. Evet, aşiretler arası bazı kıskançlıklar, çelişkiler söz konusudur, ama Dersim’de hangi sıfatı ikincil sayarsanız diğeri küser. Kimlikler iç içe geçmiştir.

Cumhuriyet’in Alevilere sahip çıktığı dönem hangisidir?
Hangi dönemden bahsedebiliriz? Aleviler elbette Cumhuriyet’le birlikte Osmanlı’nın zulmünden kurtulup kul statüsünden yurttaşlık statüsüne geçmiş olmanın ne anlama geldiğini biliyorlar. Ama Birinci Meclis’te sekiz Alevi milletvekili var, sonra sıfır. Aleviler tek parti döneminde de sonrasında çok büyük sorunlar yaşadılar. Mesela bir 1924 Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu vardır ki Aleviler bu kanunu pek bilmek istemezler bile. Çünkü onlar Atatürk’ü çok severler, sevmekte de haklıdırlar. Buraları irdeleyenlere baktıkları zaman o gerçeği görmek istemez, anımsamak istemezler.

Aleviler Dersim’le Atatürk’ü yan yana getirirler mi?
Hiç getirmezler. Atatürk’e laf söyletmemek için o yıllarda hastalığıyla uğraştığını, ülkenin iç ve dış işleriyle çok fazla ilgilenemez olduğunu varsayarlar.

Sizce gerçek bu mudur?
Bunu tarihçilere sormak lazım.

Bu konular tartışıldıkça sizce Alevilerin Mustafa Kemal ile Hz. Ali’yi dahi birleştirdikleri o bağ sarsılabilir mi?
Hayır, bir kere Atatürk ile CHP, hele de bugünün CHP’sini özdeşleştirmek veya 1923’le 2009’u özdeşleştirmek mümkün değildir. Zorunlu din eğitiminin 16 yıl süreyle verilmediği, “Devletin dini İslamdır” ifadesinin kaldırıldığı, Meclis’teki yemin sözcüklerinin değiştirildiği, pozitivist bir anlayışın öne çıktığı o yıllar Mustafa Kemal’in hayatta olduğu yıllardı. O nedenle Aleviler hangi gerçeği görürlerse görsünler, Atatürk onların gözünde bu modern devleti kuran, bu devrimleri yapan, bizi başka bir dünyaya davet eden büyük önder olmaktan çıkmaz, çıkmayacaktır. Ama varsa orada bir gerçek, onun da görülmesinde yarar var.

ALEVİLER-KILIÇDAROĞLU
‘O, BİR DÜŞÜ KIRDI’
Bu tartışmadan sizce Kemal Kılıçdaroğlu nasıl çıktı?
Bir düşü kırdı Kılıçdaroğlu. Sadece Aleviler için değil sol, sosyal demokrat, bütün seçmenlerde büyük bir sempati yaratmış, ender bir portreydi. Ama sözünün arkasında durmadığı anda diğer herhangi bir politikacının konumuna düştü. Güzel bir portre orada dururken, kendisi yaptı demeyeyim, ama gitti cahilin teki üzerine bir çizik attı, bir karakalem çizdi.

ALEVİLER-AÇILIMLAR-ÇALIŞTAYLAR
‘ALEVİLERİ PAZARA ÇIKMIŞ MAL GİBİ GÖRÜYORLAR’
Şimdi hemen her partinin Alevilere yönelik bir açılım paketi var...
Çünkü Aleviler kendilerini öyle bir gösterdiler ki mecbur kaldılar açılım yapmaya. Bahçeli, Baykal, Erdoğan, diğer parti sözcüleri... Şu günlerde hepsi Aleviliği tartışıyor. Ne kadar da büyük bir madenmiş ki bu Aleviler, paylaşamıyor kimse. O diyor ki en çok ben seviyorum, öbürü diyor ki hayır ben. Sanki Aleviler pazara çıkmış mal gibi onun üzerinden pazarlık yapıyorlar.


Samimi bulduğunuz yok mu hiç aralarında?

Hayır yok, ama onların bize samimiyetlerini kanıtlamak gibi bir ödevleri var. Biz bugüne değin o kadar çok acılar yaşadık ve sonra o kadar çok yüceltildik, yükseltildik ki... Özalların, Demirellerin dillerinde yüce dağlara çıkartıldık. Asil yurttaşlarsınız, birinci sınıf vatandaşlarsınız, sizi seviyoruz, çok seviyoruz, hatta âşığız size dediler...
Ama somutta bunların hiçbir şeye tekabül etmediğini gördük. Bizim sütten ağzımız yandı, artık yoğurdu üfleyerek yiyoruz. Mesela AKP bir çalıştay başlattı; Cumhuriyet tarihinde ilk kez olan bir şey bu. Daha önce hiçbir hükümet “Ey Aleviler siz ne istiyorsunuz kardeşim” diye sormamışlardı; AKP sordu.

O zaman niye hâlâ ikna olmuyorsunuz, acaba haksızlık mı yapıyorsunuz?
Haksızlık yapmak istemeyiz, ama bir kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Danıştay’ın, idare mahkemelerinin bizle ilgili kararlarını uygulamıyor. Anayasal suç işleme pahasına yapmıyor bunu.
Üstelik mesele sadece mahkeme kararları da değil; Madımak’ın müze olması için bir hükümet “Benim param yok kardeşim” diyebilir mi? Bu tam da ipe un sermek değil de nedir? Keza Alevi köylerine gönderilen imamlar, müezzinler... Gittikleri yerlerde işsizler. Diyanet İşleri Başkanlığı bir genelgeyle geri çekemez mi? Bunları yapmak için çalıştaylara gerek mi var?

Sizce bu çalıştayların sonunda ne çıkacak?
Ya “Ey Aleviler kusura bakmayın, Türkiye henüz böyle bir açılıma hazır değil, bunu zamana bırakmak lazım” diyecekler. Ya da o çalıştaylara katılan bazı Alevilerin bizle alakası olmayan istemlerini bütün Alevilerin istemiymiş gibi kabul edip “Bakın işte biz yaptık, oldu” diyecekler. Bu iki olasılıktan çok korkuyoruz. Çünkü ne yazık ki Cumhuriyet’in kuruluş aşamasındaki tek tip yaratma çabası hâlâ sürüyor.

Bunu söyleyerek CHP’yi, AKP’yi, MHP’yi aslında aynı kefeye koymuş oluyorsunuz?
Zaten yok ki birbirlerinden farkları; al birini vur ötekine. Bir kere üçü de yüzde 10’da mutabıklar. Anayasayı değiştirmemekte, değiştireceksek nasıl değiştireceğimiz konusunda mutabıklar. Diyanet’in varlığında, zorunlu din derslerinin devamında, Diyanet’in bütçesinde ve imam sayılarının artırılmasında mutabıklar.

ALEVİLER-MEDYA
‘ONLARIN AMACI ALEVİLER DEĞİL CHP’Yİ YIPRATMAK’
Basının bugüne kadar Alevilerin sorunlarıyla pek ilgilenmeyen kalemleri de Dersim meselesine sahip çıktı; bu gelişmeyi sevindirici buldunuz mu?
Kim olduğuna ve niyetinin ne olduğuna bağlı. Çünkü günlerdir en az beş-altı televizyon kanalı, gazete muhabiri bize mikrofon uzatıyor. Ancak bu medya organları bir olay aydınlığa mı kavuşsun istiyorlar, Alevilerin düşüncelerini mi öğrenmek istiyorlar yoksa buradan alacakları 10 cümlenin içinden seçecekleri bir cümleyle CHP’yi vurmak mı istiyorlar? Kesinlikle amaçları ikincisi. “Buradan CHP’yi nasıl yıpratırız, nasıl Alevilerin gözünden düşürürüz”; amaçları bu. CHP bunu hak etmiyor mu? CHP bunu hak ediyor. Ama Aleviler “yandaş” medya denilen o tarafın asıl amacının da bu olduğunun farkında. O gazeteler ve televizyonların Aleviliği nasıl algıladıkları ve nasıl takdim ettiklerinin kesitleri bizim arşivimizde duruyor. Biz onları unutmadık.

Özellikle liberallerin size yönelik “resmi ideolojinin bekçiliğini yapıyorsunuz” diye bir eleştirileri vardır; haksızlar mı?
Rejimin bekçiliğini yapmak eğer bir tarafta bir faşizm, bir darbe, bir şeriat tehlikesi varsa ve hiç olmazsa “Türkiye laiktir laik kalacak” söylemi nedeniyle de olsa CHP’nin yanında durmak rejimin bekçiliğini yapmak ise Alevilerin geniş halk kesimi bu tür gailelerle, evet rejimin bekçiliğini yaptı, yapıyor. Ama neden uzak duracağını da hep bildi. Örnek; Cumhuriyet mitingleri kürsüsüne Alevi örgütleri çıkmadı.

13 Kasım 2009

Alevi çalıştaylarından ne çıkar

Alevi çalıştaylarından ne çıkar?Alevi çalıştaylarından ne çıkar?

İhsan ÇARALAN / EVRENSEL

Alevi çalıştayları”nın 5’incisi dün, The Marmara Otel’de düzenlendi.

Bakan Çelik çalıştayın açılış konuşmasında, hem sorunu hiç anlamadığını gösteriyor, hem de “Bizim niyetimiz samimi, attığımız adımlar tarihidir” gibi ifadelerle, yaptıkları işin doğruluğundan kendilerinin de şüpheli olduğunu saklayamıyor.

Bakan sözle “samimiyete” vurgu yapsa da, çalıştaya çağrılan gazetecilerin menşei, hükümetin niyetini ele verir mahiyettedir.

Menşei”den kasıt, elbette kişilerin Sünni kökenli olması değil; hangi politik çizgilerden geldikleridir. Nitekim, toplantıya çağrılan gazetecilerin çoğu; Yeni Şafak, Zaman, Vakit, Milli Gazete gibi, Sünni İslam savucusu ve Aleviliğe karşı da en azından yakın geçmişlerinde hoşgörülü olmayan, ama iktidara yakınlıklarıyla tanınan gazetecilerdir.

Diğer çağrılı gazeteciler de, belki daha laik bir çizgide olan gazetecilerdir ama onların da bu “bağnaz Sünni” gelenekten gazeteciler karşısında, “Alevilerin inanç özgürlüğünü” savunmakta ne kadar bir ağırlık oluşturacağı tartışılırdır.

Bu katılımı “doğru” ve “meşru” göstermek isteyen hükümet ve yandaşları, çalıştayın bir söz düellosu yeri olmadığını söyleyebilirler. Ancak, o zaman da neden hükümet yandaşı gazetecilere bu kadar ağırlık verildiği sorusu yanıtsız kalır.

Bakanın, çalıştayın açılış konuşmasında dikkat çektiği ve Aleviliği “İncinsen de incitme; Bir olalım, iri olalım, diri olalım; Eline, beline, diline sahip ol” sözlerine indirgemesine bakarsak; bakan, sorunu Alevilerin inanç özgürlüğü, Türkiye’de laisizmin ayakları üstüne oturtulması sorunu olarak değil, Kürt sorununu getirip bağladıkları gibi bir “Milli Birlik Projesi” olarak ele alıyor.

Bunlar, birbiriyle tamamen farklı iki farklı yaklaşımdır.

AKP Hükümeti’nin “Hızırpaşa Operasyonu” ve ona bağlı geliştirdiği taktiğin esasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Aleviliği yeniden tarif etme, Sünnilerin gözünde “İslamın içinde kabul edilebilir” devletin gözünde de “makul” ve “meşru” görülecek bir Alevilik geliştirme çabası vardır.

Yapılanların daha anlaşılır olması için hükümetin Alevilere ve Aleviliğe yönelik giriştiği müdahalelerin iki amacına (bu köşede sıkça vurgulanmış olmasına karşın) yeniden dikkat çekelim.

1-) Alevileri CHP’nin kapalı av alanı olmaktan çıkarmak!

2-) Sünniler için meşru görülecek bir Aleviliği kullanıp rüşvetle (cemevlerine yardım, Alevilere Diyanet’te yer verme, Dedelere maaş bağlanması vb.) Alevileri bölerek, gerçek laiklik talebinin muhtemel kitlesel tabanını engellemek!

Kürt sorununun çözümü”nde hükümetin geldiği yere bakıldığında, önümüzdeki günlerde AKP’nin bu çalıştaylardan çıkaracağı sonuç, gerçek laisizm için mücadele eden Alevileri, Alevi sorununu çözmenin engeli ilan etmektir.

Nitekim bu 5’inci çalıştayda “Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın”, “Din dersleri zorunlu ders olmaktan çıkarılsın”, “Cemevleri camiyle eşit bir dini kurum olarak kabul edilsin”, “Madımak müze yapılsın” gibi taleplerle alanları dolduran ve “AKP’nin rüşvetine hayır” diyen Alevileri, “Biz onlar için uğraşıyoruz, onlar mitingler yapıyor” diye eleştirmesine bakarak; “AKP’nin Alevi açılımının” da, aslında Alevileri dışlayan bir “plan” olacağını söylemek, bir kehanet sayılmaz.

Elbette ki, Alevilere yönelik AKP cenahından yapılan müdahaleler ve “açılım”ın oyun içinde oyunlar içerdiğinin görülmesinden sonra, Alevilerin, AKP’nin tuzaklarına kolayca düşmeyeceğini kabul etmek gerek. Ancak, önümüzdeki günlerde “açılım kampanyası” başlatacak olan AKP’nin, Alevileri bölmek için yeni hamleler yapacağından kuşku da duyulmamalı!..

caralan@evrensel.netBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
EVRENSEL - 12 Kasım 2009

*İHSAN ÇARALAN *

11 Kasım 2009

Aleviler CHP'den Kopuyor, Geleceğini Solda Arıyor

"Aleviler CHP'den Kopuyor, Geleceğini Solda Arıyor"
'Aleviler CHP'den Kopuyor, Geleceğini Solda Arıyor'

Erdoğan Aydın, "Miting, Alevilerin CHP'den kopuşu açısından da büyük bir hamle oldu" dedi


9 Kasım 2009 22:10

"İlk defa Alevi eksenli bir mitingde CHP'nin gölgesi, belirleyiciliği ve etkisinin neredeyse olmadığı bir kitlesel çığlıkla karşılaştık. Bu CHP'den kopuşun bir sinyaliydi. Bu mitingin verdiği özgüven, CHP'nin dışındaki arayışları ciddi şekilde artıracaktır."

Araştırmacı yazar Erdoğan Aydın, dün Kadıköy Meydanı'nda 200 bini aşkın kişinin "Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık" talebiyle gerçekleştirilen mitingin önemini bianet'e bu sözlerle değerlendirdi.

Aydın'a göre, Cumhuriyet Halk Partililerin (CHP), mitingden bir hafta önce Kadıköy'de yapılan organizatörler toplantısında, mitingi "AKP'ye karşı ve 29 Ekim Cumhuriyeti sahiplenme" eksinine sokmaya çalıştıkları ancak hem bu toplantıda hem de Mustafa Özyürek ve Berhan Şimşek gibi milletvekillerinin katıldığı miting sırasında, "CHP'ye özel bir değer biçilmediğini" söyledi.

Aydın, bunun nedeniniyse, Alevilerin problemlerinin kendi dışlarında diğer ezilen kimliklerin yaşadığı sorunlarla da ilgili olduğunun farkında olmaları" olarak açıklıyor; "Bu Türkiye açısından çok umutlu bir tablo" dedi.
Aydın, bianet'in sorularını yanıtladı:


Mitingi nasıl buldunuz?

Kadıköy'de, 1996'daki 1 Mayıs da dahil olmak üzere, bugüne kadar yapılmış en muhteşem mitingdi. İlk defa, bu kadar yoğun işsizin, emekçinin, alt gelir grubundan insanın katıldığı, gerçek anlamda bir emekçi mitingiydi.

Diğer yandan, Kürt hareketinden, Kemalistlere, sosyalistlerden apolitik insanlara kadar çok büyük bir çeşitlilik söz konusuydu. Sokağa rahatlıkla çıkabilmek açısından çok anlamlıydı.

Mitingin Türkiye'de ezilen tüm kimlik ve sınıfsal konumları içeren eşit bir yurttaşlık talebiyle gerçekleştirilmiş olmasıydı. Orada mitingde bulunan CHP ve Kemalistler de dahil olmak üzere, Türkiye'nin 80 yıllık yarası olan eşit kimlikten mahrum edilmiş olma durumunun çok net haykırıldığı bir mitingle karşılaştık.

Bu yanı mitingi sadece demokratik değil, demokratik bir Cumhuriyetin inşası açısından da devrimci bir niteliğe kavuşturdu.

Alevilerin artık zamana bırakılamayacak talepleri ne?

Diyanetin kaldırılması, zorunlu din dersinin kaldırılması, Madımak katliam mekanının bir insanlık müzesi haline getirilmesiydi. Bunlar sadece Alevilerin talepleri gibi görünüyor olmalarına rağmen, aslında Türkiye'nin kendi tarihiyle bir yüzleşmesi, gerçek anlamda bir demokratik yurttaşlık ve yasallık sürecine yükselmesi anlamında aslında Türkiye'de mağduriyet yaşayan her kesimin taleplerine bir açılım sunuyor.

Alevi Kuruluşları birliği başkanı Tekin Özdil, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel başkanı Fevzi Gümüş ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız'ın konuşmalarında net olarak gözlediğim gibi, Alevi eksenli bir yerden çıkıyor olmalarına rağmen, demokratik Alevi hareketinin önderleri olan bu konuşmacılar, Kürt Sorunu'nun, emek sorunun çözümünün, bu topraklarda özgürlük hareketinin öncüleri Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve Deniz Gezmiş gibi insanları kendi çocukları gibi benimsediler ve onları Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş'ın yanında, bir saygınlıkla andılar. Dünkü mitingde bunlar büyük önem taşıdı.

CHP en azından yönetici açısından önemli bir katılım gerçekleştirdiyse de mitingde CHP'lilerin kendi zihniyetine karşıt olan sloganlara boyun eğmemesi veya onlara ses çıkartmamak zorunda kalması açısından da çok değerliydi.

Bu CHP'den kopuşun bir sinyali miydi?

Kesinlikle evet. Mitingi düzenleyen arkadaşların önemli bir kesimi, yeni, demokratik, özgürlükçü ve laik bir parti arayışındalar. Bu arayışı, aynı zamanda gerçek bir sosyal devletle bütünleştiren bir yerde duruyorlar. Nitekim, aynı camianın "Nasıl bir Türkiye istiyoruz?" şeklinde çıkardığı broşür de bu arayış ihtiyacının altını çiziyor.

Miting, katılım ve ön plana çıkan sloganlar, bugün CHP'nin tabanının yüzde 80'ini oluşturan Alevilerin CHP'den kopuşu açısından da büyük bir hamle olarak değerlendirilmeli.
Kitlenin CHP katılımcılarına bir tepkisi oldu mu?

Tepki olmadı ama buna karşılık onlara karşılık en küçük bir sempati hadisesi ve tezahürat da olmadı. Artık o CHP yöneticileri orada herhangi bir katılımcı gibi geldiler.

Onlara özel bir değer biçilmedi ve hatta şunu da biliyorum, aralarında Berhan Şimşek'in de olduğu CHP sözcüleri, bir hafta önce Kadıköy'de mitinge destek olarak gerçekleştirilen toplantıda mitingin AKP'ye karşı ve 29 Ekim Cumhuriyeti sahiplenme eksinine yerleştirmeye çalışırlarken, oradaki katılımcılar ve pek çok yönetici, bu projenin Cumhuriyeti aşan ve Cumhuriyeti demokratik bir Cumhuriyet haline getirmek gibi bir hedefle kendini tanımladığını çok net bir biçimde ifade ettiler. İlk defa Alevi eksenli bir mitingde CHP'nin gölgesi, belirleyiciliği ve etkisinin neredeyse olmadığı bir kitlesel bir çığlıkla karşılaştık.

Alevi taleplerini taşıyabilecek bir parti var mı?

Henüz böyle bit parti yok. Bu talepleri ve diğer ezilenlerin taleplerini de içeren parti arayışlarına dair bir dizi görüşme ve toplantılar Türkiye çapında yapılıyor ve ben bunların şahsen tanığıyım. Ama bu sürecin daha ne kadar süreceğine dair bir şey söyleyemiyorum.

Çünkü farklı farklı arayışlar da var. Kimi arkadaşlar bir Alevi partisini dillendirirken, bazı arkadaşlar da böylesi bir partinin hem Alevilerin hem de demokrasi mücadelesi açısından daraltıcı olacağını, ezilenleri ve emekçileri içeren kucaklayıcı, sosyalistleri, Alevileri, Kürtleri, liberalleri, sosyal demokratları, Türk emekçileri, Sünni emekçileri içeren daha kapsamanlı bir proje geliştirilmesinden yanalar.

"Alevi partisi istemiyoruz" sözünü en azından ben başta ABF genel başkanı Ali Balkız ve mitingin organizatörleri pek çok arkadaştan duydum. Bu mitingden sonra bu temas ve arayışların artacağını düşünüyorum. Ama bu mitingin verdiği özgüvenle, CHP'nin dışındaki ciddi bir arayış kesinlikle aratacaktır.

Bugün Alevilerde ciddi bir AKP tepkisi var ama dünkü mitingde de bu dile getirildi, Aleviler, sadece AKP üzerinden tanımlanmak istemediklerini vurguladılar.

Sorunlarının AKP döneminde başlamadığını, her ne kadar AKP'ye karşı çok ciddi bir kaygı ve hassasiyet içeren bir tarihsel belleğe sahiplerse de artık Alevi hareketi sorunlarının sadece AKP'den kaynaklanmadığını, aslında rejimin bütünlüğüyle ilgili bir problem olduğunu ve bu problemlerin aynı zamanda kendi dışlarında diğer ezilen kimliklerin yaşadığı sorunlarla da ilgili olduğunu farkında bir yerde duruyorlar. Bu Türkiye açısından çok umutlu bir tablo oluşturuyor.

Aleviler, AKP açılımlarının aslında zaman kazanmaya ve CHP ve Orduya yönelik avantaj elde etmeye yönelik bir politik atraksiyon olduğunu düşünüyorlar. Nitekim, Alevi çalıştaylarında kendi görüşlerinin yüzeysel düzeyde alındıktan sonra yine Diyanet imamları ve İslamcı ilahiyatçıların belirlediği bir hatta yürüdüğüne çok ciddi tepki veriyorlar.

Alevi sorunun çözümünde muhatabın yalnız ve yalnız kendileri olduğunu, madem ki sorunun tarafıdırlar, o halde açılımın ancak kendileri muhatap alınması durumunda halledilebileceğini konusunda çok net bir duruşa sahipler. AKP'ye karşı, kimi Alevi milletvekilleri de dahil olmak üzere, bir güvensizlik içerisindeler haklı olarak...

Sadece tarihte yakılmaları, yıkılmaları, sürülmeleri değil şu an izlenen siyasetin ikiyüzlü ve manipülatif olduğunda hareketle de tepkisellik içersindeler.


09.11.2009 Renkhaber.com Bianet

*Erdoğan AYDIN*

8 Kasım 2009

Alevilerden Kadıköy çıkarması

"Alevilerden Kadıköy çıkarması

08.11.2009-Pazar

Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Kadıköy'de "Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı" mitingi düzenlendi.

"Alevilerden Kadıköy çıkarması



Yüz bin Alevi: Hükümeti 'dara' çekeceğiz



200 Bini Aşkın Kişi Alevilere Eşitlik İçin Kadıköy'deydi



Yüzbinlerce Alevi Kadıköy'de buluştu





Aleviler "artık yeter" dedi







Alevi mitinginde "Diyanet kaldırılsın" pankartları

Alevi mitinginde "Diyanet kaldırılsın" pankartları

Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği ve çeşitli Alevi örgütleri üyelerinin katıldığı ''Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı'' mitingi Kadıköy’de yapıldı. Mitingte açılan 'Diyanet kaldırılsın' pankartı dikkat çekti.

alevi

ALEVİ

200 Bini Aşkın Kişi Alevilere Eşitlik İçin Kadıköy'deydi200 Bini Aşkın Kişi Alevilere Eşitlik İçin Kadıköy'deydi

AYRIMCILIĞA KARŞI EŞİT YURTTAŞLIK MİTİNGİ

Hükümetin Alevi hakları konusunda attığı adımları samimiyetsiz olarak niteleyen üç Alevi örgütünün başkanı eşitlik ve insan hakları çerçevesinde adımlar atılmasını istediler. Alevileri bu samimiyetsizlik karşısında birlikte hareket etmeye çağırdılar.

Aleviler zorunlu din dersinin kaldırılmasını, Diyanet İşleri'nin lağvedilmesini ve 33 kişinin yanarak öldüğü Sivas'taki Madımak Oteli'nin müze olmasını ve cemevlerinin ibadethane sayılmasını istiyorlar; "Alevi köylerine cami yapılmasını ve imam gönderilmesin" diyorlar.

Bu taleplerle bugün Alevi örgütlerinin çağrısıyla toplanan 200 bini aşkın kişi ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık istediler. Hükümeti Alevilerin hakları konusunda samimi olmaya çağırdılar.

Aleviler üç koldan Kadıköy'e geldi

Saat 11.00'de Tepe Natilius, Salı Pazarı ve Numune Hastanesi'nin önünde toplanan kitleler üç ayrı koldan Kadıköy'deki otobüs durakların bulunduğu bölgede kurulan sahnenin etrafında toplandılar.

Alevi örgütlerinin yanı sıra siyasi partiler ve örgütlerin de destek verdiği eyleme çok sayıda milletvekili ve sendikacı da katıldı. Onlardan bazıları şöyle:

Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, Demokratik Toplum Partili (DTP) milletvekilleri Ayla Akad ve Şerafettin Halis, İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri Mehmet Sevigen, Mustafa Özyürek ve Mehmet Ali Özpolat ile İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Ercan Karakaş, Hakan Tahmaz, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, Eşber Yağmurdereli, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Başkanı Erkan Baş ve Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi Girişimi (ESP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Yeşiller, Özgürlükçü Sol Hareket, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Demokratik Sol Parti ve çok sayıda sivil toplum örgütü de mitinge destek verdi.

Hükümete samimi ol çağrısı

Kitlenin alana gelmesiyle başlayan mitingde önce 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde çıkan yangında hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Sık sık "Sivas'ın hesabı sorulacak", "Diyanet işleri kaldırılsın", "Kahrolsun AKP" sloganlarının atıldığı miting semah gösterisi ve müzik dinletisiyle devam etti.

Hacı Bektaşi Veli Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız konuşma yaptılar.

Üçü de halkların kardeşliğinden ve bir arada yaşamanın öneminden bahsettiler. Hükümetin "Alevi açılımını" ve Alevi Çalıştayı'nı eleştirdiler. "AKP'nin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığını, buna tüm Alevilerin birlikte karşı çıkması gerektiğini" söylediler.

Özdil, Gümüş ve Balkız da "Cemevlerinin ibadet hane sayılması talebi bölücülüktür" diyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Tunceli ziyaretinde ayakkabıların çıkartarak cemevine giren Abdullah Gül'ü, Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Madımak'ı otel yapmayan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ı eleştirdiler.
Alevi hakları konusunda samimiyetsiz buldukları yetkilileri eşitlik zemininde düzenlemeler yapmaya ve Alevilerin kazandıkları mahkeme kararlarını uygulamaya çağırdılar.

Miting, yapılan konuşmaların ardından Emre Saltık, Sabahat Akkiraz, Şevval Sam, Ferhat Tunç, Edip Akbayram ve Suavi'nin şarkıları ve çekilen halaylarla sona erdi.(BÇ)

Bawer ÇAKIR - bawer@bianet.org
İstanbul - BİA Haber Merkezi - 08 Kasım 2009, Pazar

http://www.alevihaberajansi.com----------------------------------------------

*Alevilerden Kadıköy çıkarması

*PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş'ün Miting Konuşması

*ABF Genel Başkanı Ali Balkız'ın Miting Konuşması
---------------------------------------

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır