Resmi Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Resmi Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2010

BASINA VE KAMUOYUNA-" KAYNAK KULLANIMI DESTEKLEME FONU İLE TÜKETİCİLER SOYULUYOR !..


BASINA VE KAMUOYUNA-
" KAYNAK KULLANIMI DESTEKLEME FONU İLE
TÜKETİCİLER SOYULUYOR !..



EvcioğluHaber- Tüketici Hakları Derneği tarafından yayınlanmış olan bildiride, Tüketicilerin KKDF ile soyulmaya çalışıldığını belirten yazıda, şöyle denilmektedir..

05.11.2010

.............................................................

BASINA VE KAMUOYUNA

• KAYNAK KULLANIMI DESTEKLEME FONU İLE TÜKETİCİLER SOYULUYOR !..
• FON ARTIŞININ DAHA ÖNCE KREDİ KULLANANLARA YANSITILMASI YASAYA’YA AYKIRIDIR.
TÜKETİCİLER HAKEM HEYETLERİNE BAŞVURUDA BULUNARAK ÖDEME PLANININ İPTALİNİ İSTESİNLER

Bankalar ve finansman şirketlerince kullandırılan tüketici kredilerine uygulanan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) kesintisi oranı Bakanlar Kurulunun 25.10.2010 tarihli kararıyla yüzde ondan (%10) yüzde onbeşe (%15) yükseltilmiştir.

28 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren kararın, kredi kullanım tarihine bakılmaksızın bütün tüketici kredilerinde 28 Ekim 2010 tarihinden itibaren uygulanması için Gelirler İdaresi Başkanlığı tarafından Bankalar Birliği’ne talimat verilmiştir. Bu talimat üzerine, bankalar, tüketici kredisi kullanan tüketicilerin cep telefonlarına mesaj gönderip bankaya davet ederek kendilerine yüzde onbeş (%15) oranında Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu kesintisi uyguladıkları yeni bir ödeme planı vermektedirler.

Söz konusu bu haksız uygulama ile karşı karşıya kalan birçok tüketici, Derneğimizi arayarak ne yapacaklarını sormaktadırlar.

Tüketici kredilerinden kesilen Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) ile Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi ( BSMV) bankalar tarafından devlete ödenmesi gerektiği halde, bu kesintiler tüketicilere yansıtıldığı için 2005 tarihinde TÜDEF tarafından açılan dava şu anda Yargıtay’da devam etmektedir. Tüketici kredilerinden kesilen gerek Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) gerekse Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi ( BSMV), tüketici kredisi kullanan tüketiciler için kalıcı bir soyguna dönüşmüştür.

2011 Haziran ayında yapılacak genel seçimlerin hemen öncesinde Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu kesintisi oranının yüzde ondan (%10) yüzde onbeşe (%15) arttırılması düşündürücüdür. Aklımıza, “arttırılan kesintiler seçim yatırımı olarak mı kullanılacak ? ” sorusunu sormayı getirmektedir.

Kaynak Kullanımı Destekleme Fonuna ilişkin artışın kredi kullanım tarihine bakılmaksızın 28 Ekim 2010 tarihinden itibaren uygulanması ve kredi kullanan tüketicilere yeni ödeme planı çıkartılması, Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa’ya aykırıdır. Söz konusu uygulama, Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa’nın “Tüketici Kredisi” başlıklı 10.maddesinde belirtilen, “Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.” hükmüne aykırı ve haksız bir şarttır. Haksız şartlar tüketiciler için bağlayıcı değildir.

Bu nedenle, 28 Ekim 2010 tarihinde yürürlüğe konulan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu artışından önce tüketici kredisi kullanan tüketicilere yeni ödeme planı çıkartılarak fon artışının yansıtılması, Yasa’nın 10.maddesine aykırı haksız bir şart olup, tüketiciler için bağlayıcı değildir.

Kendilerine yeni ödeme planıyla fon artışı yansıtılan tüketiciler, ikamet ettikleri yerdeki Kaymakamlıklarda bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvuruda bulunarak, haksız yere yansıtılan kesintinin, eğer ödenmişse kendilerine iadesine ve yeni ödeme planının iptaline ilişkin karar alınmasını istesinler.

Kendilerine haksız yere, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ( KKDF) artışı yansıtılan tüketicilere, Derneğimize başvuruda bulunmaları durumunda gerekli bilgi desteği verilecektir.

Basına ve kamuoyuna duyurulur.


TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZ
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:12 Onur İşhanı ( Onur Çarşısı ) Kat: 3 Daire No: 64 Kızılay / Ankara
Tel : (0312) 417 93 34 – 425 15 29, 419 3774 Fax : (0312) 425 15 29 Web : www.tuketicihaklari.org.tr


EvcioğluHaber-



29 Ekim 2010

Dikkat! Yaz saati uygulaması bitiyor


Dikkat! Yaz saati uygulaması bitiyor


31 Ekimde saat 04.00'de saatler 1 saat geri alınacak.
Yaz saati uygulaması sona eriyor.
31 Ekim Pazar günü (Cumartesi gününü, Pazar gününe bağlayan gece) saat 04.00'de saatler 1 saat geri alınacak.

Yaz saati uygulamasına 28 Mart 2010 tarihinde geçilirken, saatler 03.00'te bir saat ileri alınmıştı.
Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla yapılan uygulamaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararı da 19 Mart tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştı.

Buna göre yaz saati, bir başka deyişle 'ileri saat' uygulaması, 28 Mart Pazar günü saat 03.00'te saatlerin bir saat ileri alınmasıyla başlarken, 31 Ekim Pazar günü saat 04.00'te saatlerin 1 saat geri alınmasıyla sona erecek.

Yaz saati uygulamasıyla, akşam saatlerinde en yüksek değerine ulaşan enerji talebinin (puant gücü) azaltılması hedefleniyor. Geçmiş yıllara bakıldığında yaz saati uygulaması, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle birlikte Mart ayının son pazar günü başlayıp, Ekim ayının son pazar günü bitiyor.

Yaz saati uygulamasıyla her yıl 'orta ölçekli' bir hidroelektrik santralinin yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanıyor. İleri saat uygulamasıyla işe erken başlamak ve çıkmak, aydınlatma, ısıtma, soğutma açısından önem taşıyor. Enerji Bakanlığı hesaplarına göre, yaz saati uygulamasıyla yıllık 600-700 milyon kilovat saat (kWh) tasarruf sağlanıyor.

http://haber.gazetevatan.com/

5 Mayıs 2010

İkinci el satışında yeni dönem başladı


İkinci el satışında yeni dönem başladı

http://www.otoparkim.com/wp-content/uploads/2008/09/119390.jpg

Trafik tescil işlemleri uygulamasında değişiklik öngören, "Karayolları Trafik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete’de yayımlandı.

01 Mayıs 2010

Yönetmeliğe göre, bugün itibarıyla yürürlüğe girecek uygulamayla, mevcut tescilli araçların plaka numaraları ile ilk defa tescil edilecek araçlara verilecek plaka numaraları, bazı haller dışında hurdaya ayrılıncaya kadar değiştirilemeyecek.

Tescil plaka numaraları, sadece can ve mal güvenliğinin gerekli kıldığı hallerde ve araç sahibinin yazılı müracaatına bağlı olarak, ikamet ettiği yerin mülki amirinin talebi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilebilecek.

Yeni dönemde, satış veya devir işlemleri noterlerce yapılacak. Satış veya devir işlemi yevmiye tarihi ve numarası ile birlikte, sicile işlenmek üzere noter tarafından elektronik sistemle Emniyet Genel Müdürlüğü bilgi sistemine iletilecek.

Elektronik sistemle temin edilen satış veya devir işlemleri ile birlikte araç tescil bilgileri de Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından elektronik sistem üzerinden Maliye Bakanlığına iletilecek.

Bildirimlerin elektronik sistemle gönderilmesine ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü ve Maliye Bakanlığı

Yapılan satış veya devir işlemi üzerine ilgili noter tarafından, yeni malik adına bir ay süreyle geçerli "Tescile İlişkin Geçici Belge" adıyla iki suret olarak belge düzenlenecek. Belgeler noterce onaylandıktan sonra, bir sureti araç sahibine verilecek, bir sureti ise satış sözleşmesi ve diğer belgelerle birlikte noterde muhafaza edilecek.

Aracın alıcısı adına düzenlenecek olan araç tescil belgesi ile gerekmesi halinde motorlu araç trafik belgesi ücreti, satış veya devir esnasında noter tarafından tahsil edilecek ve tahsil bilgisi elektronik sistemle Emniyet Genel Müdürlüğüne iletilecek.

Noterde işlemleri tamamlananların tescil belgeleri vatandaşların istemesi durumunda 15 gün içerisinde trafik tescil büroları tarafından elden teslim edilecek.

Bu süre içerisinde elden teslim alınmayan araç tescil belgeleri, 16. gün gönderi ücreti teslimat sırasında araç sahibince ödenmek üzere, araç sahibinin ikamet adresine postayla gönderilecek.

-BELGELER KAYBOLURSA DURUM TRAFİK TESCİL BÜROLARINA BİLDİRİLECEK-


arasındaki sistem oluşturuluncaya kadar, noter tarafından üç iş günü içerisinde Maliye Bakanlığına veya ilgili vergi dairesine bildirimde bulunulacak.

Tescilli araçların her çeşit satış ve devirleri, araç sahibi adına düzenlenmiş araç tescil belgesi veya geçerlilik süresi bitmemiş olması şartıyla tescile ilişkin geçici belge, bu belgelerin zayi olduğunun anlaşılması halinde ise trafik tescil bilgisayar kayıtları esas alınarak yapılacak.

Satış sırasında araç sahibi adına düzenlenmiş araç tescil belgesinin zayi olduğunun beyan edilmesi ve zayi bilgisinin trafik tescil bilgisayar kayıtlarında görülmemesi halinde, araç sahibi trafik tescil kuruluşlarına yönlendirilecek, zayi bilgisi tescil kuruluşunca bilgisayar kayıtlarına eklendikten sonra aracın satış veya devir işlemi noter tarafından yapılacak.

Uygulamaya göre, satış veya devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunup bulunmadığı ile araç üzerinde satış veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunup bulunmadığı Emniyet Genel Müdürlüğü bilgisayar sistemi aracılığıyla Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi sisteminden kontrol edilecek, borç veya kısıtlayıcı şerh bulunmadığının anlaşılması halinde aracın satış veya devir işlemi yapılabilecek.

http://www.milliyet.com.tr

19 Mart 2010

Emeği ekmekle terbiye etmek

Emeği ekmekle terbiye etmek

Emeği ekmekle terbiye etmek

Çiğli İplik? Fabrikası’nda işten çıkarılanlar, Tariş Genel Müdürlüğü önünde gösteri yaptı.

14/03/2010

Başbakan gazeteciler üzerinden, çalışanlara terbiye diskuru çekerken, şu soruyu tekrar güncel hale getirdi: “Türkiye'de çalışanların iş güvencesi olsa, Başbakan bu postayı atabilir miydi?”

ZAFER AYDIN (Arşivi)

Çalışanı işten atma yoluyla terbiye etme, öteden beri kapitalizmin alametifarikasıdır.

Bazen üretimi artırmak, bazen işçiyi düşük ücretlerle çalıştırmak, çoğu zaman da sendikalaşmayı, hak aramayı engellemek için başvurulan en etkili yöntemdir işten atma. İşveren, “problemli” gördüğü işçiyi işten atar.

Böylece işten atılan cezalandırılırken, diğerleri de korkutularak terbiye edilir. İşçiyi işten atma yoluyla veya tehdidiyle terbiye etmeye çalışanlar, bu fütursuz gücü sendikalaşmanın zayıflığından ve etkin bir iş güvencesinin olmamasından alıyorlar. Patronluğu kamu yöneticiliğinden önde gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın işten atma yoluyla gazetecilerin terbiye edilmesi beklentisi de aynı noktadan çıkıyor. Başbakan, izaha gerek kalmayacak bir biçimde “atacaksın üç-beş köşe yazarını bak herkes nasıl muma dönecek” demeye getirdi. Yaptığı konuşmanın demokrasi ve fikir özgürlüğü ile bağdaşmadığı yolundaki eleştirileri yanıtlarken de “tezgahtar” örneği ile bir kez daha çalışanı ekmek ile terbiye etmenin faydalarından dem vurdu.

Başbakan cümleyi gazetecilere karşı kurdu ama üslubundan ve argümanlarından bütün çalışanları kastettiği, emeği ekmek ile terbiye etmeyi, oyunun genel kuralı olarak gördüğü anlaşılıyor. Tayyip Erdoğan’ın kurduğu cümleler ve takındığı tutum, aynı zamanda AKP hükümeti elinde şekillenen iş güvencesinin nasıl bir zihniyetin ürünü olarak kalıba döküldüğünü de gözler önüne seriyor. Başbakan gazeteciler üzerinden, çalışanlara terbiye diskuru çekerken, yanıtlanması gereken şu soruyu yeniden güncel hale getirdi:

“Türkiye’de -gazeteciler de dahil- çalışanların iş güvencesi olsa Başbakan bu postayı atabilir miydi?”

Soruya yanıt vermeden önce bir saptama yapmak ve kısa bir izahatta bulunmak gerek: Türkiye’de çalışanların gerçek anlamda bir iş güvencesi hiçbir zaman olmadı. Çalışanların iş güvencesi her zaman işverenlerin iki dudağının arasında oldu. İş güvencesinin bulunmadığı koşullarda sendikalar da güçlenme şansı bulamadı. Bu yüzden iş güvencesi, işten atılmalarla önemli güç kaybı yaşayan emek hareketi için, uzun yıllar öncelikli talepleri arasında yer aldı. Ne var ki, etkili bir mücadelenin konusu olamadı. Dolayısıyla da siyasal iktidarlar da iş güvencesine yasal bir düzenleme yapmak için kendini baskı altında hissetmedi, çok istekli davranmadı. Nihayet Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) baskısıyla zoraki de olsa iş güvencesi düzenlemesi yapıldı. Başbakan Erdoğan’ın Çorum ilinden vekili Agah Kafkas’ın televizyon ekranlarından “biz çıkarttık” dediği iş güvencesi yasasını, aslında DSP-MHP-ANAP hükümeti çıkarttı. DSP-MHP-ANAP hükümeti, Ağustos 2002’de iş güvencesi yasası çıkarmış, fakat patronlar hazmetsin diye yasanın yürürlük tarihini 15 Mart 2003’e bırakmıştı. Bu arada seçimler oldu, AKP iktidara geldi ve iş güvencesi düzenlemesini 4857 sayılı iş yasasının içine yerleştirdi. AKP, “Yasayı biz çıkarttık” diye övünen Agah Kafkas’ın bilerek es geçtiği bir değişiklik yaparak, DSP-MHP-ANAP hükümetinin hazırladığı düzenlemede yer alan 10 kişiden fazla işçinin çalıştığı işyerinde çalışma koşulunu 30 kişiye çıkartarak budadı. Böylece yasanın kapsamını daralttı, kısmi iş güvencesinden yararlanabilecek insanların sayısını azalttı.

30’dan fazla işçi
AKP yasanın kapsamını daraltmıştı ama buna rağmen yasayı en azından sendikal örgütlenmeyi kolaylaştırabilecek işçi lehine bir düzenleme olarak görenlerin sayısı az değildi. Fakat uygulamadaki bütün sonuçlar ortaya koydu ki, yapılan düzenleme işçiyi haksız feshe, keyfi işten çıkartmalara karşı korumuyor. Evet, bugün 30’dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde altı aydan fazla kıdemi olan işçilerin işten çıkarılmasında işverenler artık geçerli bir sebebe dayanmak zorunda. Yasa sendika üyesi olanı, sendikal faaliyete katılanı, sendika temsilciliği yapanı, işveren aleyhinde idari ve adli makamlara başvuranı işten çıkaramazsın diyor. Din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş ve benzeri nedenlerle işçinin işten çıkarılmasını haklı sebep saymıyor. Fakat yasada bunların yer alması, işçi çıkarılmasını engellemeye yetmiyor. Çünkü işçiyi işten atan işverene yasanın öngördüğü ciddi bir yaptırım yok. Haksız bir biçimde işten çıkarılan ve yargı kararıyla feshi geçersiz sayılan işçinin, işvereninin önüne yasa iki seçenek sunuyor: İstersen işçiyi işe geri al, istersen -yine mahkeme ya da özel hakemin belirlediği- en az dört, en çok da sekiz aylık tazminatını öde. İşte yasayı fos çıkaran, adı var kendi yok hale getiren incelik de, bu noktadan sonra başlıyor. Elbette işverenler bu ikincisini tercih ediyor ve işçinin kıdem ve ihbar tazminatına ilaveten en fazla sekiz aylık ücreti kadar tazminat ödüyorlar. Yasanın burada işverene getirdiği küçük bir yükümlülük daha var: Seri mahkeme usulüne göre yargıtay aşaması da dahil üç ayda sonuçlandırılması gereken dava, bu süreyi aşarsa işçiye en çok dört aylık ücreti ve diğer hakları da ödeniyor.

Sadeleştirecek olursak iş güvencesi yasasından önceki dönem ile sonraki dönem arasındaki tek fark işçiyi işten atan işverenin, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına ek olarak maksimum 12 aylık ücreti tutarında yeni bir ödeme yükümlülüğünün getirilmesi. Yapılan düzenleme işçiyi geçersiz feshe karşı gerçek anlamda korumuyor, işverene ilave tazminat yükümlülüğü getiriyor. Sonuç olarak iş güvencesi adı var ama kendi yok bir düzenleme olarak işçilerin bir işine yaramıyor. İşçinin iş güvencesi patronların iki dudağı arasında olmaya devam ediyor.

Şimdi yazının başında bıraktığımız soruya geri dönelim: Türkiye’de gerçek bir iş güvencesi olsaydı, ne sendikalar bu kadar zayıf olurdu ne de Başbakan emek terbiyecisi rolüne soyunabilirdi. Bu yüzden iş yasasının çalışanı haksız feshe karşı koruyan düzenlemenin yeniden elden geçirilmesi, işe iade mekanizmasının güçlendirilmesi ve işe iadenin olmadığı koşullarda işverenin ödeyeceği tazminat miktarının işverenin haksız feshi göze alamayacağı, caydırıcı bir miktara yükseltilmesi şart. Peki, çalışanı ekmeği ile terbiye etmeyi düstur edinmiş bir siyasal iktidar bunu yapar mı? Tekel işçileri örneğinden yola çıkarak söyleyebiliriz ki, mecbur kalırsa yapar. Tekel işçileri eylemleriyle hükümete geri adım attırdılar ve 4 Şubat 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla tescilli, hükümeti 4-C’de iyileştirmeler yapmak zorunda bıraktılar.

Tekel işçileri 4-C’yi tamamen yok hükmünde saymalarına ve böyle bir perspektifle mücadele vermelerine rağmen, bir yan ürün olarak bu sonuç ortaya çıktı. Demek ki bir talebin arkasına hatırı sayılır güç yığınca, ısrarlı ve kararlı bir mücadele verince sonuç almak pek de zor değil. Yeter ki eylemle, mücadeleyle sonuç alınabileceğine inanan bir irade ortaya çıksın, yeter ki sendikacılar hükümetin sözcüsü rolünü, işçi hakları mücadelesine tercih etmesin. Yeter ki, çalışanları ekmekleriyle terbiye etmeye kalkanlara karşı, şimdi iş güvencesi için kolları sıvamanın tam zamanı diye yola çıkılabilsin...

http://www.radikal.com.tr/

28 Ocak 2010

Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri


Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri

Abdullah Aysu-Çiftçi-Sen Genel Başkanı


Sigara devlerinin, 1974 yılına kadar resmi olarak giremediği dört ülke kalmıştır. Bunlardan biri Türkiye, diğerleri; İtalya, Fransa ve Avusturya’dır…

1974 yılına gelindiğinde Türkiye hariç diğer ülkelerin hepsine sigara devleri girer, sıra Türkiye’ye gelmiştir.

Sigara devleri Türkiye’ye girmek için de, 1970’li yıllarda “saldırıya” geçerler. Bu yıllarda ülkemiz kaçak sigara akınına uğrar/uğratılır. Sigara devlerinden birinin Bulgaristan’da sigara fabrikası kurmasıyla birlikte Batı Karadeniz sahilinden ülkemize sigara kaçak olarak girmeye başlar.

1979’da Demirel Hükümeti ülkeyi yönetmektedir. Demirel, sigara kaçakçılığının engellenememesini ve döviz kaybının önlenmesi gerekçesiyle hükümet programında özel teşebbüse sigara üretim ve dağıtımı için imkan verilmesine yer verir.

Önce şark tütünü ve üreticilerinin bitirilmesi için düğmeye basılır

Tütünümüzü ve tütüncümüzü bitiren politikalara karşı dosyalar hazırlayan, kamuoyuna bilgilendirmek için sayısız basın açıklaması yapan, tütün üreticileriyle birlikte Manisa/Kırkağaç’ta düzenlediği miting ile tepkisini ortaya koyan Tütün Üreticileri Sendikası’na (Tütün-SEN) rağmen süreç sigara devleri lehine işletildi. Tütün-SEN’in halkı bilgilendirmek için bastırıp dağıttığı “TEKEL’in Özelleştirilmesi Kimin Yararına” broşürünün yayınlandığı 2007 yılından bugünlere nasıl geldiğimize bir bakalım.

17 Şubat 1983’te sigara sektöründe ilk defa TEKEL haricinde “Bitlis Entegre Sanayi A.Ş- (BEST) ” adıyla ürettiklerini yurtdışına pazarlamak amacıyla bir sigara fabrikası kurulur. 1988 yılında % 25 ile bu fabrikaya TEKEL ortak edilir.

• 1984 yılında, Türkiye’ye yabancı sigara ithaline izin verilir.
• 1985 yılında, TEKEL’e Düzce, gönen ve Trakya’da yabancı tütün ürettirilmesine izin çıkar.
• 1986 yılında 1177 sayılı Tütün ve Tütün Tekeli Yasası değiştirilerek; tütünde devlet tekeli kaldırılır. Yerli ve Yabancı sermayenin TEKEL ile ortaklık kurarak tütün mamulleri üretmelerine imkân tanınır.
• 1988 yılında çıkarılan bir kararnameyle yabancı menşei tütünde ithal yasağı kaldırılır.
• 1988 yılı Aralık ayında TEKEL, sigara tiryakilerinin talebinin Amerikan harmanı (blended) sigaralara kaydığı gerekçesiyle Amerikan harmanı TEKEL 2000 sigarası piyasaya çıkarılır. Harmanın %85’i Virginia ve Burley, %15’i oriental tütünlerden oluşturulan bu sigaraların çıkışı, başarıymış gibi sunulur.
• Ağustos 1990 tarihinde, DPT’den izin alarak; Philip Morris- Sabancı Holding birlikte İzmir Torbalı’da sigara fabrikası kurmaya girişirler.
• 3 Mayıs 1991 tarihinde ise Resmi Gazete’de TEKEL’in katılımı olmaksızın tütün mamulleri üretimine izin verildiği kararı yayınlanır. Philsa sigara fabrikası, 1992 yılında Torbalı’da üretime başlıyordu artık….

Böylece, Amerikan harmanlı sigaraların Pazar payı hızla artarken; oriental tütün, Anadolu topraklarından kovuluyordu.

1993-1994 v3 1996 tarihlerinde Çiller Hükümeti tarafından alınan kararlar Türk tütününe kota (sınırlama), yabancı tütüne teşvik getirilmesine ilişkin olur. Çiller Hükümeti’nden sonra gelen REFAHYOL 1996’da 8939 sayılı kararı da aynı amaçla alır.

Tütün üreticilerinin defteri dürülmüştür: Hedef TEKEL’dir artık!

9 Aralık 1999 yılında IMF ile yapılan Stand-BY düzenlemesi kapsamı içinde, 22 Haziran 2000 tarihli ikinci ek niyet mektubunda;

• TEKEL’in reforma tabii tutulacağı,
• TEKEL’in destekleme alımından vazgeçeceği,
• TEKEL’in ticari varlıklarının satışına 2001 yılında başlanarak; 2002 yılında bitirileceği,
• 18 Aralık 2000 tarihli üçüncü ek niyet mektubuyla TEKEL’in tüm işletme birimlerinin Özelleştirme İdaresi Başkanı (ÖİB) devrine Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) kararının 2001 yılı sonuna kadar, Tütün Kanunu’nun ise 2001 yılının Ocak ayına kadar çıkarılacağının sözü verilir.

30 Ocak 2001 tarihli dördüncü ek niyet mektubuyla önceki niyet mektuplarındaki sözler daha da güçlendiriliyor; yalnızca TEKEL’in işletme birimlerinin değil, kendisinsin ÖİB’ye devredileceği belirtiliyordu.

TEKEL’in özelleştirilmesini öngören ÖYK kararı 2 Şubat 2001 tarihinde imzalanır.

Bu karara göre TEKEL’in;
• Mülkiyetinin devri hariç olmak üzere özelleştirilmesi,
• Özelleştirme işleminin 3 yılda tamamlanması hedeflenmiştir.

Evet, IMF’nin isteği olan Tütün Yasası, 20 Haziran 2001’de mecliste kabul edildi. Cumhurbaşkanı Sezer yasayı veto etti. Hükümet IMF’nin 2002-2004 dönemi için düzenlenecek satand-by anlaşmasıyla vereceği 10 milyar dolarlık kredi için şart koştuğu 4733 sayılı “Tütün Yasası”nı 3 Ocak 2002 yılında meclisten eski haliyle geçirdi.

Tütün Yasası’nın çıkarılmadan öce tütünden geçimini sağlayan aile sayısı 583 bin 474’dir. Günümüzde bu sayı 90’a inecektir.

18 Ocak 2002 ‘de IMF’ye verdiği niyet mektubunda hükümet “Tütün Yasası’nı çıkararak ön koşulu yerine getirdiğini ilan ederken, bir yandan da TEKEL için de özelleştirme planı hazırlayarak; Eylül ayı sonunda Bakanlar Kurulu’ndan geçireceğini taahhüt ediyordu.

3 Haziran 2003 itibarıyla TEKEL İçki Sanayi A.Ş ve ona bağlı TEKEL İçki Pazarlama A.Ş ile TEKEL Sanayi Sigara A.Ş ve ona bağlı TEKEL Sigara Pazarlama A.Ş. nin ticaret sicillere tescilleri yapıldı.

Bu şekilde bağımsız şirket kimliği kazanan TEKEL’in sigara ve içki bölümü ayrı, ayrı özelleştirmenin yolu açılmıştır.

TEKEL’in içki bölümü “Nurol, Limak, TUTSAB” Konsorsiyumuna 2004 yılında 292 milyon dolara satılmıştır. Bu birleşme MEY İçki Sanayi ve Ticaret A.Ş adını almıştır. Konsorsiyum bunun için 2 yılı ödemesiz 7 yıl vadeli 230 milyon dolarlık kredi kullanmıştır. 2006 yılında MEY içki, önde gelen özel yatırım fonlarından (Private Eguity) Texsas Pacific Group’a (TPG) yüzde 90 payını 810 milyon dolara satmıştır.

TEKEL özelleştirme sürecine girdiği dönemde çalışan sayısı 45 bin idi. Yani TEKEL fabrikaları 45 bin aileye iş ve aş kapısıydı. Şimdi bir avuç olarak kalmış TEKEL işçisini başından savmak için AKP Hükümeti insan vicdanıyla bağdaşmayan bir tutumla serbest piyasa politikasına kurban ediyor.

Tütün Yasası’nı çıkaran 57. DSP-MHP-ANAP Hükümeti idi. Bu yasanın çımasında misafir başrol sanatçısı Kemal Derviş idi. DSP Hükümeti dağıldıktan sonra Kemal Derviş’i bünyesine alarak TEKEL “suçuna” CHP’de iştirak etmiştir.

Meydanlarda tütün ve şeker yasalarını düzelteceğim diye meydanlarda oy isteyerek gelen AKP ise 2008 yılında TEKEL’in sigara bölümünü de, 1 milyar 720 milyon dolara BAT ‘a satarak özelleştirmiş. Bugün BAT İzmir’deki işçilerine yaşamı kabusa dönüştürmüş. TEKEL’i özelleştiren AKP’ de TEKEL’in yerine kurduğu tta işçilerinin geleceğini karartmaya yönelik adımlar atmaktadır. tta işçileri de Ankara’da kar kış demeden ekmekleri ve işleri için direnmektedir.

Burada üç durum tespiti, daha doğrusu biri temel 3 yanlışı düzeltmekte yarar var.

Birincisi; TEKEL’in ve işçilerinin bu hale gelmesinde 1980’den bu yana hükümet veya hükümet ortağı olmuş tüm siyasi partilerin payı vardır. Bugün bu partilerin önemli bir bölümü halen meclistedir. Bu nedenle de TEKEL işçilerine bugün muhalefette olan partilerin ve milletvekillerinin de sahip çıkmalarını “timsahın gözyaşları” olarak görmek ve değerlendirmekte yarar var.

İkincisi; şu anda TEKEL işçileri olarak kamuoyunda söylenegelinen sıfatlama doğru değildir. Çünkü TEKEL’i 1979’dan bu yana meclise yolu düşmüş tüm partiler aşamalı bir biçimde ortadan kaldırmaya hizmet etmiştir. Sonunda TEKEL’i ortadan kaldırmayı başarmışlardır. TEKEL yoktur, Ankara’da direnen işçiler, tta işçileridir.

Düzeltilmesi ve doğru anlaşılması gereken bir üçüncü durum ve bir yanlış daha var. Bu yanlış da bana aittir.
O da şudur:

6 Ocak 2010 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde “Kamuoyuna Açık Çağrı” adıyla yayınlanan ilan metninin altına adımı koymuştum. Metnin içeriği, siyasal görme biçimindeki görüş ve düşüncelerime asla aykırı değildir. Bunun altına imzamın olmasını yanlış olarak görmüyor ve değerlendirmiyorum. Ancak ilanın altında imza koyanların bir bölümünün kamuoyunda TEKEL’in yok olma sürecinde etkisi ve onayı olan sınıf ve emek karşıtı siyasi parti yandaşları olarak bilinen kişilerdir. İsimleri incelemeden imzamın yer almasına onay vermem dolayısıyla bu kişilerle birlikte adımın çıkması benim kişisel yanlış olmuştur. Bu durum beni fena halde etik ve politik açılardan üzmüş ve öfkelendirmiştir. Bu hatamın yukarıdaki birinci yanlış olan temel yanlışın yanında esamesinin okunmaması gerekmekle beraber politik tarihime böyle bir not düşülmesine de itiraz etmek istedim.

Aksi halde bu görme biçiminden yoksun görme biçimlerinin kendisi etik ve politik sorgulamaya ihtiyaç duyar.

28,01,2010
http://www.karasaban.net/


EvcioğluHaber-28.01.2010

22 Ocak 2010

Askere sivil yargı yolu kapandı

Askere sivil yargı yolu kapandı
22 Ocak 2010 Cuma 06:00

Askere sivil yargı yolunu açan düzenleme Anayasa Mahkemesi'nde oy birliğiyle iptal edildi

Anayasa Mahkemesi, 5918 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini oy birliği ile iptal etti.

Karar, hükümete karşı darbe, isyan ve anayasal düzene karşı suç işlediği iddiasıyla sivil mahkemlerde yargılanan kişilerin durumunu doğrudan etkileyecek nitelikte.

Gerekçenin Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından, yürümekte olan ve sonuçlanan çok sayıda dava bu karardan etklenecek. Bu davalar ve soruşturmalarla ilgili görevsizlik kararı verilmesi gündeme gelecek.

MAHKEMELERE GERİ GİDECEK

Askerlerle ilgili savcıların elindeki tüm dosyaların

Ergenekon soruşturmasında, hükümete karşı darbeyle suçlanan çok sayıda askerin durumu tartışmalı hale gelecek.

ARINÇ'IN DOSYASI ASKERDE
ve dava aşamasındaki dosyaların, askeri savcılara ve askeri mahkemelere gönderilmesi gündeme gelecek.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikat iddiasıyla ilgili soruşturma dosyası, gerekçeli kararın ardından kapatılacak ve askeri savcılığın soruşturması başlayacak.

Seferberlik Tetkik Kurulu'nda yapılan aramalar da bu karardan etkilenecek. Dün sona eren aramalarda, hakim Kadir Kayan'ın elde ettiği bilgilerin ne olacağı sorusu da gündeme gelecek.

http://www.internethaber.com/

2 Ocak 2010

Hükümetten yılın son gününde zam yağmuru

Hükümetten yılın son gününde zam yağmuru

Yurttaşın beli 2010'da geçerli olacak vergilerle iyice bükülecek.
Bakanlar Kurulu, akaryakıt ürünleri, sigara ve alkollü içkilerdeki özel tüketim vergisi (ÖTV) tutarlarını, bugünden geçerli olmak üzere artırdı. Otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerine yüzde 13.91 oranında artış yapıldığını bildirdi.
ANKA / AA

Ankara / Antalya- Akaryakıt ürünleri, sigara ve alkollü ürünlerdeki Özel Tüketim Vergisi oranlarını bugünden geçerli olmak üzere artıran hükümet, 1 Ocak 2010'dan itibaren geçerli olmak üzere Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni 2009 yılı tutarlarını yüzde 3.3 oranında artırdı. Damga vergisine tabi kağıtlarına 2009 yılında uygulanan yeniden değerleme oranı dahil olmak üzere maktu vergi tutarlarını yüzde 10 artıran hükümet, 2009 yılında uygulanan nispi harç oranlarına da yeniden değerlendirme oranı dahil olmak üzere maktu harçlara 2010'da yüzde 10 artış yaptı.

Hükümetin Motorlu taşıtlar vergisi tutarları, bazı mallara uygulanan özel tüketim vergisi oranları, maktu ve asgari maktu vergi tutarları ile harçlar ve damga vergisi nispet ve tutarlarının belirlenmesine ilişkin Karar'ı Resmi Gazete'de yayımlandı. Karara göre 95 oktan kurşunsuz benzindeki ÖTV tutarı litrede yüzde 11.8 oranında artırılarak 1,6915 TL'den 1,8915 TL'ye yükselirken, ağırlık itibariyle kükürt oranı yüzde 0,05'i geçmeyen motorindeki ÖTV tutarı da yüzde 13 artışla 1,1545 TL'den 1,3045 TL'ye yükseltildi.

Tütün mamullerinde vergi oranı yüzde 58'den yüzde 63'e çıkarılırken, asgari maktu vergi tutarı 0,1325 oldu. Alkollü içkilerdeki agari maktu vergi tutarı, içerdiği alkol derecesine göre köpüklü şarapta 11,25 TL'den, 12,4 TL'ye rakıda ise 36 TL'den dan 39,6 TL'ye yükseldi.

Harç oranları da yüzde 10 artacak

Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde Resmi Gazete'de yayımlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği'yle, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren nispi harç oranları ile yeniden değerleme oranı dahil olmak üzere maktu harçlar yüzde 10 oranında artırılacak. Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliğ'i de Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren
Noterde yapılan işlemlerde noter kağıtlarının ve beyannamelerin ücretleri 5 TL, protesto, vekaletname, re'sen senetlerin ücretleri 10 TL oldu.

Değerli kağıtlar Alınacak ücretler (TL)

1- Noter kağıtları:
-Noter kağıdı 5,00
-Beyanname 5,00
-Protesto, vekaletname, re'sen senet 10,00

2-Mülga: 30/12/2004-5281/14. md)

3-Pasaportlar 138,00

4-Yabancılar için ikamet tezkereleri 138,00

5-(Mülga: 30/12/2004-5281/14. md)

6-Nüfus cüzdanları 4,60

7-Aile cüzdanları 46,00

8- (Mülga: 30/12/2004-5281/14. md)

9- Sürücü belgeleri 62,00

10-Sürücü çalışma belgeleri (karneleri)62,00

11 - Motorlu araç trafik belgesi 62,00

12 - Motorlu araç tescil belgesi 46,00

13 - İş makinesi tescil belgesi 46,00

14 - Banka çekleri (Çek yaprağı) 3,10

'Sigaranın 6.75 TL'ye yükselmesi bekleniyor'

Hükümet yeni yıl öncesinde, akaryakıta, alkole ve sigaraya zam yağdırdı. Yapılan hesaplamaya göre, akaryakıtta zam oranları yüzde 10,81 ile yüzde 13.83 arasında değişim gösterdi. 95 oktan kurşunsuz benzinde ve 95 oktan katkılı kurşunsuz benzinin ÖTV oranı 1,69 TL'den 1,8915 TL'ye çıkarken, ÖTV artış oranının yüzde 11.92 olduğu görüldü. Zam sonrasında 95 oktan kurşunsuz benzin ile 95 oktan katkılı kurşunsuz benzinin litre fiyatının 3,41 TL'den 3.92 TL'ye çıkması öngörülüyor. 95 oktan kurşunsuz benzinde de (97) ÖTV artışı yüzde 11.92 olurken, kurşunsuz benzinin litresinin 3.44 TL'den 3,96 TL'ye çıkması bekleniyor. Litrede ÖTV oranı 1,69 TL'den 1,8915 TL'ye çıktı.

Kırsal motorinin ÖTV'si kurşunsuz benzinden fazla arttı

Kırsal motorinde ise ÖTV artış oranı yüzde 13,83 olarak gerçekleşti. Kırsal motorinde ÖTV oranı 1,0845 TL'den 1,2345 TL'ye yükseldi. Kırsal motorinin litresinin 2.72 TL'den 3,13 TL'ye ulaşması öngörülüyor. Yapılan zamlar sonrasında kırsal motorinin fiyatı normal motorin fiyatıyla neredeyse eşitlenmiş oldu. Motorindeki ÖTV'nin artış oranı ise yüzde 10.81 olarak gerçekleşti. Motorindeki ÖTV oranı 1,2345 TL'ye ulaşırken, yapılan zam sonrasında motorinin litresinin 2,84 TL'den 3,27 TL'ye çıkması bekleniyor. Köylünün kullandığı kırsal motorinin ÖTV'sine kurşunsuz benzinden daha fazla artış yapıldığı görüldü.

Biranın ÖTV'sinden rekor artış

50cl biranın ÖTV oranı 0,26 TL'den 0,35 TL'ye yükseltildi. Birada ÖTV artışı yüzde 34.62 ile vergi artışlarında rekor kırarken, yapılan zamlar sonrasında biranın fiyatının 2 TL'den 2,75 TL'ye çıkması bekleniyor. Rakının litresinde ÖTV oranı 36 TL'den 39 TL'ye çıkarılırken, ÖTV artış oranı yüzde 10 olarak gerçekleşti. Zamlar sonrasında 70cl rakının fiyatının 28 TL'den 31 TL'ye yükselmesi tahmin ediliyor. Votka'daki ÖVT artış oranı da yüzde 10 olurken, votkanın tahmini fiyatının 27,60 TL olması öngörülüyor. Diğer alkollü içkilerde ÖTV artışı yüzde 10 olurken, şarapta oransal vergi sıfıra indirildi. Böylelikle, sofralık şaraplarda vergi yüzde 10 artarken, kaliteli şarapların vergisi düşmüş oldu. Sofralık şaraptaki ÖTV artış oranı yüzde 11.43 olurken, şarap fiyatının ise 9 TL olması bekleniyor. Viskideki ÖTV artış oranı ise yüzde 10 oldu. ÖTV artışı sonrasında viskinin fiyatının 75 TL olacağı öngörülüyor.

Sigarada paket başına 50 kuruş artırıldı

Ucuz sigaralarda ÖTV oranı 2,05 TL'den 2,55 TL'ye yükseltilirken, ÖTV artış oranı yüzde 24.39 oldu. Zamlar sonrasında ucuz sigaranın fiyatı 3,5 TL'den 4,25 TL'ye çıkması tahmin ediliyor. Pahalı sigarada ise ÖTV oranı 3,5 TL'den 4,25 TL'ye ulaştı. ÖTV artış oranı yüzde 21.43 olurken, pahalı sigaranın fiyatının 5,75 TL'den 6,75 TL'ye çıkması öngörülüyor.

Ürün Eski ÖTV Yeni ÖTV Artış Oranı(%) Eski Fiyat Tahmini Fiyat

AKARYAKIT

-Kurşunsuz 1,69 1,8915 11.92 3,41 3,92
Benzin 95
TL/Lt

-Katkılı 1,69 1,8915 11.92 3,41 3,92
Kurşunsuz
Benzin 95
TL/Lt

-Kurşunsuz 1,69 1,8915 11.92 3,44 3,96
Benzin 95
(97)
TL/Lt

-Kırsal 1,0845 1,2345 13.83 2,72 3,13
Motorin
TL/Lt

-Motorin 1,1145 1,2345 10.81 2,84 3,27
TL/Lt

ALKOLLÜ
İÇECEK

-50cl Bira 0,26 0,35 34.622 2,75

-70cl Rakı 36 39,6 10 28 31

-Votka 70 40 44 10 24 27.60
cl

-Sofralık 1,75 1,95 11,43 8 9
Şarap

-Viski 60 66 10 65 75

SİGARALAR

-Ucuz 2,05 2,55 24.39 3,5 4,25
Sigara

-Pahalı 3,5 4,25 21.43 5,75 6,75
Sigara

Motorlu Taşıt Vergisi 405 TL ile 14 bin 689 TL arasında değişecek

Maliye Bakanlığı'nın Motorlu Taşıtlar Vergisi Genel Tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, 2010 yılında uygulanacak olan motorlu taşıtlar vergisi tutarları yüzde 3.3 artırıldı. Motorlu taşıtların silindir hacmi ve yaşına göre değişik oranlarda uygulanacak olan vergi 504 TL ile 14 bin 689 TL arasında gerçekleşecek. 1-3 yaş arası motor silindir hacmi 1301-1600 cm3'e kadar olan otomobillerde vergi 648 TL, 4-6 yaş arasında 486 TL, 7-11 yaş arasında 283 TL, 12-15 yaş arasında 200 TL, 16 yaş ve yukarısında ise 78 TL olacak.

1-3 yaş arası 1601-1800 cm3'e kadar olan otomobillerde bin 140 TL'ye, 4-6 yaş arası 893 TL'ye, 7-11 yaş arası 526 TL'ye, 12-15 yaş arası 322 TL'ye, 16 ve yukarısında da 127 TL'ye yükselecek. 4001 cm3 ve yukarısı araçlarda ise uygulanacak vergi oranı 14 bin 689 TL ile bin 140 TL arasında değişiklik gösterecek.
Motosikletlerde ise vergi oranları 160 TL ile 13 TL arasında uygulanacak. Minibüslerde 2010 yılında alınacak motorlu taşıtlar vergi oranı da 486 TL ile 160 TL arasında olacak. Panel van ve motorlu karavanlarda uygulanacak vergi oranı 242 TL ile 977 TL, otobüs ve benzeri araçlarda da 322 TL ile bin 955 TL, kamyonet, kamyon, çekici ve benzerlerinde 144 TL ile 2 bin 200 TL arasında değişiklik gösterecek.

Uçak ve helikopterin vergisi otomobilden daha az


Uçak ve helikopterlerde motorlu taşıtlar vergisi 3 bin 915 TL ile 32 bin 646 TL arasında olacak. Bin 150 kilograma kadar olan uçak ve helikopterde uygulanacak vergi 1-3 yaş arası 8 bin 159 TL, 4-5 yaş arası 6 bin 525 TL, 6-10 yaş arası 4 bin 894 TL, 11 yaş ve yukarısında ise 3 bin 915 TL olarak belirlendi. Bin 151-bin 800 kilograma kadar olan uçak ve helikopterlerde ise vergi oranları 1-3 yaş döneminde 12 bin 241 TL, 4-5 yaş döneminde 9 bin 791 TL, 6-10 yaş döneminde 7 bin 343 TL, 11 yaş ve yukarısında ise 5 bin 874 TL olarak uygulanacak. Yapılan son zamlar sonrasında uçak ve helikopter motorlu taşıtlar vergi oranının 4001cm3 ve yukarısı otomobillerden daha düşük olduğu görüldü. 4001cm3 ve yukarısı otomobillerde vergi oranı 1-3 yaş arasında 14 bin 689 TL olarak belirlendi.

Otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerine zam

Karayolları Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerinin, 2 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 24.00'ten itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlendiği belirtildi.

Türkiye'de köprü ve otoyol ücretlerinin yıllık enflasyon oranı, işçilik ve malzemelerdeki artışların otoyol bakım işletme maliyetlerine etkisi dikkate alınarak belirlendiği hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi: ''En son düzenleme 29 Nisan 2007 tarihinde yapılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumunun tüketici fiyatlarına (TÜFE) ve işçilikte kullanılan alt sektörlerin TÜFE değerlerinin ortalamasına göre, 2007 yılı Nisan ayından 2009 yılı Aralık ayına kadar geçen sürede oluşan enflasyon oranı yüzde 14.96'dır. Bu kapsamda otoyol ve köprü geçiş ücretlerine ise ortalama yüzde 13.91 oranında artış yapılmıştır. Tüm geçişlerde OGS sistemini teşvik etmek, yaygınlaştırmak ve trafik akışını hızlandırmak amacıyla yüzde 20'lik OGS indirimi aynen devam ederek, KGS abonelerine uygulanan yüzde 20'lik indirim uygulamasına son verilmiştir. Ayrıca, motosikletlere uygulanan yüzde 30'luk KGS indirimi yüzde 20 olarak belirlenmiştir. Yeni düzenlemeye göre, otoyollarda otomobil için en yakın mesafe ücreti olan 1.25 TL, 1.50 TL'ye; en uzak mesafe ücreti olan 11.50 TL, 13.25 TL'ye çıkarılmıştır. Boğaz köprülerinde ise otomobiller için uygulanan 3.25 TL geçiş ücreti 3.75 TL olarak belirlenmiştir.''

Araç sınıflarına göre, boğaz köprüleri geçiş ücret tarifesi şöyle: SINIF ARAÇ TİPİ KÖPRÜ GEÇİŞ ÜCRETİ (KDV DAHİL) 1 Aks aralığı 3,20 metreden küçük 2 akslı araçlar (otomobil, motosiklet, aks aralığı 3,20 metreden küçük kamyon, kamyonet ve minübüsler dahil) 3,75 2 Aks aralığı 3,20 metreden büyük her türlü 2 akslı araçlar dahil (kamyonet, pikap, cip, ambulans, cenaze arabası, küçük ve büyük otobüs ile kamyon) 5,00 3 3 akslı her türlü araçlar (otobüs, kamyon, treyler) ile 1 ilave akslı 1. ve 2. sınıf araçlar 9,00 4 4 ve 5 akslı her türlü araçlar (otobüs, kamyon ve treyler) ile 2 ilave akslı 1. sınıf ve 1 ilave akslı 2. sınıf araçlar 23,00 5 6 ve yukarı akslı araçlar (römorklu kamyon ve treyler) 28,75.

Açıklamada, Karayolları Genel Müdürlüğü 17. Bölge Müdürlüğü'nce gece geçişine izin verilen az tehlikeli madde yüklü araçların, dahil oldukları sınıflara bağlı olarak normal ücretin 1, 2, 3 numaralı sınıf için 10 katı, 4 ve 5 numaralı sınıf için 5 katı olmak üzere her iki yön için ücret ödeyeceği kaydedildi.

Ankaralı yeni yıla zamla merhaba diyecek

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, toplu taşım ücretlerinde yeni düzenleme yapıldı. Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) Genel Kurulu'nda, Başkent ulaşımında yeni tarifeler belirlendi. yarından itibaren uygulanacak olan yeni tarifeye göre EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray'da tek binişli kartlarda tam bilet 1.69 Tl'den 1.85 TL'ye, çok binişli kartlarda tek biniş 1.39 TL'den, 1.50 TL'ye çıkarıldı. Yeni tarifelerde öğrenciler için indirimli biletlerde herhangi bir artış yapılmazken, özel halk otobüslerinde tam bilet 1.85, minibüslerde kısa mesafe 1.85, uzun mesafe 2.20 TL olarak belirlendi.

Transfer süresi 45 dakikadan 75 dakikaya çıkarıldı

UKOME yetkilileri kent merkezine uzak mesafelerde yaşayan vatandaşların EGO otobüsleri, metro ve Ankaray'da geçerli olan 45 dakikalık transfer imkanının yetişmediğine ilişkin şikayetler üzerine süreyi 75 dakikaya çıkarttıklarını kaydederek, bu süre zarfında uygulanacak transferler için 50 Kuruş'luk bir ücret alınacağını bildirdiler. UKOME Genel Kurulu'nca görüşülerek karara bağlanan gündem maddesine ilişkin yayınlanan gerekçede ise, Toplu taşımanın bir kamu hizmeti olduğu, bu hizmetten herkesin eşit, güvenli, konforlu ve en ucuz şekilde yararlanmasının ise asıl amaç olduğunu vurgulanarak, 2008 yılı Otobüs işletmesinin zararının 121 milyon 683 bin 251 TL olduğu ve yolculuk başına ortalama zararın 58 Kuruş olduğu ifade edildi.

Süt fiyatları zamlandı

Antalya Hayvancılık Kooperatifleri Birliği (HAY KOOP)tarafından Korkuteli ilçesindeki ihalede süt fiyatlarına 11,5 kuruş zam yapıldı. HAY-KOOP Birlik Başkanı Hüseyin Simav, süt fiyatlarının Kasım ayı içerisinde arttığını söyledi. Süt fiyatları yükseldiği için üreticilerin kısmen de olsa sevindiğini söyledi. Sütü toptan alıp işleyip tüketiciye sunan sanayicilerin, üreticilerin halini anlamaya başladığını belirten Simav, şunları kaydetti: ''Sanayicilerimiz nihayet bizleri anladı. Türkiye genelinde yapılan ihalelerde belirlenen fiyatın üzerinde fiyat aldık. Daha önce 67,5 kuruştan sattığımız süt Aralık ayı ihalesinde 75,5 kuruşa yükseldi. Yine verilen zam yeterli olmadı. Sütün azalması ile ocak ayı geçerli olmak üzere aynı ay içinde ikinci kez ihaleye çıkan süt yeni zamla fiyatı 87 kuruşa yükseldi. Süt üretenlerimize hayırlı olmasını diliyorum.''

Anadolu Süt Genel Müdürü Mehmet Bayındır da, üreticinin süt fiyatlarının düşmesi nedeniyle sıkıntılı günler geçirdiğini, süt ithalatın durmasının Türk çiftçisinin gücüne güç katacağına inandığını bildirdi. Bayındır, şöyle konuştu: ''Geçtiğimiz aylarda sütten para kazanamayan üretici hayvanlarını kesiyordu. Artık süt fiyatları üreticinin istediği noktaya geliyor. Süt fiyatlarının artmasıyla üreticiler, daha fazla süt hayvanı kazanma yarışı yapacağına inanıyorum. Süt fiyatlarında ilk ihale Balıkesir'in Gönen ilçesinde yapıldı ve 84 Kuruş olarak açıklandı. İkinci ihale Denizli'de yapıldı ve 86 Kuruş olarak belirlendi. Burdur'da ise 84 Kuruş olarak ihale yapıldı. Biz de 2010 yılı Ocak ayı ihalesini yaparak süt fiyatını 87 Kuruş olarak belirledik. Biz kurum olarak sadece süt alan değil süt üreten olduğumuz için çiftçilerin halini anlıyorum. Tek isteğim, Devletimiz et ve süt ithal etmesine izin vermesin. Üretici böylece bir parça da olsa soluk kazandı.'' Zamlı süt fiyatları Ocak ayından geçerli olmak üzere üreticilere ödenecek.

31 Aralık 2009

http://www.cumhuriyet.com.tr

2 Kasım 2009

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE! GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE!
GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !

02 Kasım 2009 Pazartesi

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

GDO‘lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olan meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, tüketici kuruluşları, çevreci kuruluşlar ve bilim insanları olarak bizler, ortaya çıkan yeni ve vahim durum karşısında, bir kez daha görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.

Yeni Yönetmelik ile GDO‘ların ülkeye girişine meşruluk kazandırılmış iken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir yanlış kamuoyu algısı yaratma girişimleri, bizlerin yukarıda belirtilen görevini daha da acil bir niteliğe taşımıştır.

Bu çerçevede;

1 - Türkiye‘nin, yıllardır talep ettiğimiz doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sı olmadan, GDO‘ların ticaretinin bir Yönetmelikle düzenlenmesi hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandaldır. Çünkü;

•· Yönetmelikler Yasa ve Tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkartılırlar. Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO‘larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK‘ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır.

•· Türkiye‘de yaşayan tüm yurttaşların sağlığını ve haklarını ilgilendiren bir konunun, TBMM‘de, milletin vekilleri tarafından görüşülmesi ve bir Yasa niteliğinde düzenlemeye konu edilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu‘nda imzaya açılan tasarının TBMM‘ye indirilmeyerek konunun Yönetmelik ile düzenlenmesi, millet iradesi ve egemenliğinin ihlalidir. Böylelikle, konunun vahim içeriği, halkın ve parlamentonun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır.

•· GDO‘ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite‘ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır.

Yukarda sayılan temel yanlışlıklar yanında, bebekler için risk sayılan gıdaların yetişkinler için serbest tüketime konu edilmesi, GDO‘suz gıda maddesi üreten işletmelerin bu yönde etiket kullanmalarının yasaklanması gibi hükümler ve asıl olarak GDO‘lu ürünlerin her türlü ticaretinin meşru zemine çekilmesi, Yönetmeliği kabul edilemez konuma taşımaktadır.

2 - Konunun halkın bilgisine sunulması yolunda ortaya koyduğumuz özverili çabalar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı telaşa sürüklemiş olup, Bakanlık web sayfasında yapılan açıklamayla kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanda da gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliriz;

•· Bakanlık, bu Yönetmelik ile GDO‘lu tohumların Türkiye‘de kullanımının yasaklandığını ifade etmektedir. Oysa bu yasaklama, on yıla yakın bir süredir, bir Genelgeyle sağlanmaktadır. Bakanlığın hem bu durumdan hiç söz etmemesi hem de hazırlayıp Bakanlar Kurulu‘na sunduğu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘nda, Hükümet sözcüsü Sn Cemil ÇİÇEK‘in de ifade ettiği üzere, GDO‘lu tohumların ekimini serbest bırakmaya çalışması, kamuoyunu yanıltma girişimlerinin açık göstergeleridir.

•· Bakanlık, işbu Yönetmeliğe aykırı davrananlara, dayanakta gösterilen yasalar çerçevesinde, izin iptali, para cezası vb. cezaların verilebileceğini belirtmektedir. Bu cezaların çoğu, ilgili yasaların GDO‘lara özel düzenleme içermemeleri nedeniyle, olayın ciddiyetiyle bağdaşır nitelikte değildir. Nitekim, hazırlanıp TBMM‘ye sevk edilmeyen Kanun Tasarısı taslağı, bu alanda açıkça hürriyeti bağlayıcı cezalara hükmetmekte idi.

•· Bakanlık, risk değerlendirmesinin, 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik komite tarafından yapılacağını belirtmektedir. Oysa Yönetmelik, uzmanlar listesinden Bakanlık tarafından seçilecek Komite‘nin, TAGEM, TÜGEM, KKGM temsilcileri yanında üniversite, TÜBİTAK ve araştırma enstitüleri temsilcilerinden oluşacağını belirtmektedir. Gerek uzmanlar listesinin niteliği, gerekse hem uzmanlar listesinin hem de Komite‘nin Bakanlık tarafından seçilecek olması, bu organizasyonun bağımsız, bilimsel, teknik sıfatlarını daha baştan ortadan kaldırmaktadır.

Sonuç olarak, gen bankası niteliğindeki ülkemizin biyolojik çeşitliliği, tarım potansiyelimiz, halkımızın satın alma gücü ve tüketim alışkanlıkları değerlendirildiğinde, GDO‘lu ürünlere Türkiye‘nin ihtiyacının olmadığı, üstelik bu ürünlerin kullanımının halk sağlığı yanında halkımızın dinsel - kültürel inanç ve alışkanlıklarına da aykırı olduğu ortadadır.

Bizler, bu alanda yıllardır halk yararına çaba gösteren kurum ve kuruluşlar olarak, bir kez daha GDO‘ya Hayır diyoruz. Halkın ve ülkenin yarar ve çıkarları, şirketlerin kar hırsının üzerindedir. Ülkemiz yurttaşlarının büyük çoğunluğunun istemediği genetiği değiştirilmiş ürünlerin, ülkemizi bir genetik yıkıma sürüklememesi için, her türlü meşru mücadelenin sürdürüleceğini ve GDO‘ları yasallaştırmaya çalışanların deşifre edilmeye devam edileceğini belirtiriz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ

-TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası -TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası -TMMOB Mimarlar Odası
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
-Türk Tabibler Birliği
-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
-Tüketici Hakları Derneği -Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
-Çiftçi-SEN
-Ekoloji Kollektifi
-DOĞADER
-EKODER
-KESK Tarım Orkam-Sen
-Nilüfer Yerel Gündem 21
-Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği
-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
-Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP)
-Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi
-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri
-İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği
-Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi
-Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
-Muratpaşa Dostları Derneği
-Konyaaltı Dostları Derneği
-Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi
-PDA Pembe Domates Ağı
-Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği
-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği
-Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)
-Greenpeace Türkiye
-Sinop Çevre Dostları Derneği
-Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
-Yeni İnsan Yayınevi
-Buğday Derneği
-Slowfood Yağmur Böreği Birliği
-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği
-Slow Food Gençlik Gida Hareketi
-Slow Food Ankara Birliği
-Slow Food Kars Birligi
-Boğatepe Çevre Yaşam Derneği
-Aromaterapi Derneği (AROMADER)


"